Öncelikle şunu belirteyim ki, "İzmir Notları 2" gelecek ama şimdi şu kurabiye operasyonunu anlatmam lazım uzun uzun. Herşey bir eylül günü tükkana gitmemle başladı. Ayşem yoktu ama Tütüm oradaydı, çay yaptı hemen bana, ben yine tükkanın su stoklarını tüketene kadar su içtim (hikayemiz eylül başında geçiyor, malum daha havalar sıcak), sonra sohbet ettik uzun uzun, karşımdaki kadın gece denize girmekten bahsediyor, nasıl yani?????? Bunu yapacak tek çılgın hatunun ben olduğumu sanırdım, nasıl da yanılmışım... Sohbet şahane de, benim kalıp almam lazım; daha Can bebek doğmadı, doğduğunda ona kurabiye yapmayı koymuşum bir kere kafama... Atıverdim kendimi kalıpların yanına, ne güzel bazılarının altında süslenmiş örnekleri var, tutuverdi yine işletmeciliğim, Tütüme dedim ki "bunların hepsinin altına örneklerini yapıp koymak lazım", Tütüm demez mi Ayşemim de istermiş, hatta bir kurabiye ağacı projesi bile varmış, istermiş istermiş de vakitsizlikten yapamazmış. Eeee dedik, biz yapalım o zaman. Sonra bir beyin fırtınası attırıverdik Tütücüğümle, neler yapılabileceğini düşündük, Tütüm dedi ki "bu işi birisi organize etmeli", "ben yaparım" dedim zıplaya zıplaya. Ortada bir sürpriz var, ben olmaz mıyım?
Severim sürprizleri, hem de çok... Çok sürpriz vardır hayatımda, fakülte hayatım boyunca canım arkadaşlarım, bütün doğum günlerimi sürprizler eşliğinde kutladılar, her seferinde birşeyler bulup beni hep şaşırtmayı becerdiler. Ama sürpriz denilince aklıma gelen bir tanesi vardır ki, son nefese kadar hatırlanacak, hiç unutulmayacak: Fakültede asistanım o zamanlar, şimdi çok uzaklarda olan küçük zuzum da bizde öğrenci. Doğum günüm, sabah okula gidiyorum, bir yandan da geçen günleri düşünüyorum, ne kadar şen şakrak doğum günleri kutladığımı, hüzün sarıyor içimi, biraz burkuluyorum, derken okuldayım. Çayımı alıp odama gidiyorum, içeri giriyorum, kapıyı kapatıp anahtarımı üzerine takarken, kapının arkasında bir post-it ilişiyor gözüme "canım bıldırcanım, iyi ki doğdun" diyor not; "kim bana bıldırcanım der ki?, ah zuzum, ah bıcırığım" diyorum içimden, yüzümü bir gülümseme kaplıyor; o da ne kağıdın altında bir ok var, o ok beni başka bir kağıda götürüyor, bir güzel mesaj da onda yazılı; başka bir ok, başka bir kağıt; sonra yeni bir ok, yeni bir kağıt, derken masama kadar gelmişim; masamın üzerinde şirin mi şirin bir sincap, bir elinde pasta var, bir elinde bir demet çiçek, ayağının üzerinde "try me" yazıyor, bastırıyorum ayağına, amanın o da ne, şarkı söylüyor bu bağıra bağıra: happy birthday to you, happy bithday to you, happy birthday, happy birthady, happy birthday to you... Ağlıyor muyum? Galiba; ah be zuzum, ne yaptın bana; aaa bitmemiş bir ok daha var burada, dolabın içini gösteriyor, hediyem çıkıyor dolaptan, o kelebekler gibi pır pır ediyor içim... Bugün özlemiyle burnumun direğini sızlatan zuzuma sarılıyorum uzun uzun, sanki bir gün çok uzaklara gideceğini bilir gibi... Neyse, dönelim biz kurabiye operasyonuna; Ayşem'in de o sabah elinde çöp torbasıyla bakakalışı unutulmaz bir andı benim için, hiç unutulmayacak bir sürpriz anı. Bu kadın da zuzum gibi girdi benim hayatıma, ansızın giriverdi ve sıcaklığıyla, sevecenliğiyle, içtenliğiyle, hayatımdaki yerini aldı; vazgeçilemez, doldurulamaz yerini...
Dönelim Eylül ayına, 14 eylül günü gruba bir mail attım, sonra yaşanan yazışmalar. Şimdi baktım da 135 mail var, bu operasyonla ilgili olarak... Ve yaklaşık 2 aylık sürecin satır başları:
- 18 Eylül: "Kalıp envanteri"miz (!!!!) hazır, çok bilimsel çalışıyoruz (iç sesim: umarım altından kalkabiliriz bu işin)
- 19 Eylül: Buluşma tarihimiz belli oldu, 20 Ekim cumartesi (iç sesim: keşke o gün eğitimim olmasaydı, olsun ben de kalbimi gönderirim onların yanına)
- 20 Eylül: Ajan varrrrrrrrrrr; Ayşemle Tütü birbirlerinin maillerine giriyorlarmış, direkten dönmüşüz, Tütüyü mail listesinden çıkardık (iç sesim: umarım Ayşem birşey anlamamıştır)
- 24 Eylül: Buluşma tarihimiz değişti, 19 Ekim cuma 18:00 (iç sesim: çok duygulandım, ağlıyorum galiba, arkadaşlarım benim de olabilmem için buluşmayı cuma akşamına almak istediler)
- 18 Ekim: Program değişti, buluşma 3 Kasım sabahına alındı (iç sesim: ben bu organizasyon işini beceremedim galiba, umarım kimsenin programı alt üst olmamıştır. herkese telefonla haber vermeliyim) (iç sesim yeniden: madem cuma özel bir gün, Ayşemim cuma programlarına başlamış, o zaman biz kurabiyesiz de olsa gidelim) (sonuç: bir pasta ve bir adet yeşil elma ile tükkandayız. ne güzel, deniz serisi kurabiye kalıplarımı da aldım)
- 2 Kasım: Toplantıdayım (iç sesim: kardeşim amma uzattınız, yeter artık, saat kaç oldu, daha eve gidip kurabiye pişireceğim, süsleyeceğim...)
- 3 Kasım: Operasyon başladı (iç sesim: iyi ki buradayım, ben bu kadını çok seviyorum)