24 Ağustos 2008 Pazar

Rumeli Fenerinde Bir Öğleden Sonra

Hep söylüyorum ya, bu aralar şımardım ben; ruhum bedenimden çıkana kadar gezmeye devam ediyorum. Ancak hala gözüm doymuyor :)))) Bu cumartesi yine Rumeli Feneri'ne kaçtım, bu sefer Barınak'ta güzel bir balık keyfi yapmadan önce feneri gezdim, gezerken de bol bol fotoğraf çektim.

Bunlar sis topları, sisli havalarda hala kullanılıyorlarmış.

Bu kapının ardında hiç tahmin etmeyeceğim şirin mi şirin bir müzecik karşılıyor beni

Müzenin kapısından girer girmez karşılaştığım manzara

Bu da bir sis düdüğü; boğaz girişinin gemiler tarafından belirlenebilmesi için hala sisli havalarda çalınıyormuş.

Bunlar da kürek yarışlarından alınan kupalar, çeşit çeşit fenerler ve telefonlar

Ütüye dikkat: Kömürle çalışıyormuş (Acaba neresinden buhar veriyor :))))))))))))) )

Eski radyolar

Dönemin tahlisiye personelinin iç ve dış giysileri

Bu da bir varagele donanımı ve donanımın temsili olarak kurulmuş hali. Varagele donanımı, karaya oturan gemiden kazazedeleri kurtarmak için kullanılıyormuş.

Fenerde gezip tozduktan sonra istikamet yine Barınak. Yine enfes balıklar, balık mezeleri... Biz arabayla geldik fenere, tekneyle gelenler de vardı. Bir gün ben de teknemle gelebilmeyi dileyerek çevirdim kontağı dönüş yoluna ...

19 Ağustos 2008 Salı

Mehtaplı Bir Gece

Mehtaplı gecelerde hep seni andım

Belki gelirsin diye boş yere yandım

Efendim huzurlarınızda "dalları bastı kiraz"dan sonraki yeni favorim :))) Bu seferki şarkı nedensiz değil, cumartesi gecesi çıktığımız mehtap gezisinden itibaren takıldı dilime ama bu sefer şikayetçi değilim bu durumdan :))))

Cumartesi akşamı Barış Manço gemisi ile 18:10 gibi demir aldık Bostancı vapur iskelesinden, Moda, Kadıköy, Eminönü, Üsküdar, Beşiktaş, Ortaköy, Çengelköy ve Rumeli Kavağı iskelelerine uğrayarak 20:50 gibi soluğu Anadolu Kavağında aldık. Anadolu Kavağında 1 saatlik balık molasından sonra bu sefer dönüş için demir aldık ve aynı güzergahı takip ederek 1'e doğru vardık Bostancı'ya. Böylece İDO'nun uzun yıllardır düzenlediği ama benim bir türlü gitmeyi beceremediğim Mehtap Gezisinden nasibimi almış oldum... İşte fotoğraflar:

Martılar eşliğinde demir alıyoruz Bostancı İskelesinden Şans işte, yine yelkenliler çıkıyor karşıma :)))
Marinanın önünden geçiyoruz; önce selam duruyorum, sonra fotoğraf çekiyorum :))
Uzaktan Moda İskelesi göz kırpıyor bize
Denizin ortasındayım, hava mis gibi. Benden keyiflisi var mı bu dünyada?
Kız Kulesi bütün ihtişamı ile süzülüyor karşımızda
Burası da benim okulum, sevgili lisem
İlk işyerim: Kabataş Kültür Merkezi
Ortaköy iskelesindeyiz
Köprünün altından geçerken dilek tutuluyor muydu????
Köprü ardımızda kaldı, güneş batıyor artık
Günün son ışıklarıyla Hisarı geçiyoruz
Anadolu Kavağındaki balık molasından önceki son keyif anı

14 Ağustos 2008 Perşembe

Oradan Buradan

Dalları bastı kiraz

Gel bana biraz biraz

Bu da ne alaka, Gülriz kirazlı tarif verecek falan diye düşünebilirsiniz ama hiç mi hiç alakası yok. Nedense 2 gündür dilime bu şarkı dolandı; her iç sesimi dinlediğimde, içimden bu şarkıyı söylediğimi bugün dehşetle fark ettim. Geçer herhalde diye ümit etmekteyim.

Uzun zamandır yazı yazamadım ama bu sefer problem bende değil, modemdeydi. Arkadaş 10 gündür açılmamak için inat ediyor; o inat, ben ondan inat. Baktı ki benim vazgeçeceğim yok kendisinden, bugün inadını kırıp açıldı. Çok sevgili modemim, benimle aşık atmaya kalkma, fena bozarım...

Yazamadığım zaman zarfında 2 adet Ayvalık kaçamağı yaptım kayda değer olarak. Hafta sonları çalışmamanın şımarıklığıyla, ruhum bedenimden ayrılana kadar geziyorum. Ancak nasıl bir insan evladıyım bilinmez ki, hala doyamıyorum gezmelere. Hep plan, hep plan; oraya gidelim, buraya gidelim... Ne olacak benim bu halim. Bu arada birkaç saatir Sevgili NuNu'nun sayfasındaki fotoğrafların içinde hayal ediyorum kendimi. Bakmadıysanız, bakın ve kendinizden geçin derim.

Aslında bugün kayda değer birşey daha yaptım; aslında insanlık için küçük, benim için çok büyük bir adım diyebiliriz. Karpuz kestim, evet evet karpuz kestim. Bir seferde yarım karpuz yeme potansiyeline sahip bir insan olarak, karpuz kesmeyi beceremem. Ne zaman karpuz kesmeye kalksam, setin üzerinde karpuz bir tarafa, bıçak bir tarafa gider; bıçak karpuza kavuşamaz bir türlü. Bugün en sonunda bitsin bu hasret dedim, bıçakla karpuzun vuslatını gerçekleştirmeye niyetlendim. Veeee en sonunda becerdim, 20 bıçak darbesiyle karpuzu yere devirdim. Gerçi karpuz, karpuz kılığından çıktı ama olsun tadı yerindeydi. Bu arada az önce Zerrinime karpuz kesme başarımı (!) anlatırken, kendisi de bugün ilk defa ahtapot pişirdiğinden bahsetti. Utandım biraz, karpuz kesmek nereeee, ahtapot pişirmek nere????? Ama karpuzu kesen ahtapotu da pişirir değil mi?

Şimdi ben bir önceki posttaki başarımı bu postta gösterip, bunca konuyu birbirine, hele hele de Mısır Unlu Kanepe Ekmeğine bağlamayı asla beceremem. O yüzden ben direkt geçiş yapayım kendilerine.

Bu Mısır Unlu Kanepe Ekmeği, Pınarın Doğum Günü menüsünden ilk tarif olacak sanırım. Ama kendileri daha önce, Yemeknamenin Ağustos sayısına misafir oldular.

Malzemeler

  • 125 gr beyaz un
  • 125 gr mısır unu
  • 1 yumurta
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1/2 su bardağı süt
  • 1/2 su bardağı yoğurt
  • 1/2 su bardağından biraz az zeytinyağı

Hazırlanması

  • Malzemelerin tamamını karıştırıp, bir hamur elde ettim.
  • Elde ettiğim hamuru, hafifçe yağladığım 30x30 cm ebatlarındaki fırın tepsisine yayıp, önceden 170 derecede ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirdim.

Not: Biraz daha kalın bir ekmek istenirse daha küçük bir kalıp kullanılabilir.