30 Aralık 2008 Salı

Mutlu Yıllar ve Yeni Yıl Kurabiyeleri

İlk defa bu kadar komplike yeni yıl kurabiyesi yapıyorum. Gerçi toplamda 17 adet kurabiyenin yapımı 4 saatimi aldı ama olsun =)))) Favorim kesinlikle noel baba =)))) Kendisi ile ufak çaplı bir pazarlık yaptım; ben onu bu gece gezmeye götüreceğim, o da bana hediye olarak yelkenli getirecek. Pek sözünü tutacağını sanmıyorum ama hadi hayırlısı...

Yeni gelen yılın herkese, hepimize, herşeyin en güzelini getirmesini dilerim.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Müzik Tutkunlarının Nişan Kurabiyeleri

Dünyanın en güzel iki insanı, iki müzik tutkunu birliktelik masallarını yüzükle taçlandırmaya karar verdiler. Bu güzel günün organizasyonu yorucuydu tabi ama bir o kadar da keyifliydi. Ne mutlu ki, canlarımın nişan kurabiyelerini yapmak bana kısmet oldu.

Kurabiyelerin tasarımı ve yüzüklerin yapımı için başını ağrıttığım sevgili üstadım Peçeteme, Sevgili Selda ve İlkere sonsuz teşekkürlerimi sunarım. İyi ki varsınız

2 Aralık 2008 Salı

Oradan Buradan Şuradan

İki satır yazmak geçti içimden; geçmesine geçti de ne yazılacağı tam bir muamma, oradan buradan şuradan maddeler halinde gidemezsek bu yazı bitmez =)

  • Kriz, kriz, kriz. Şu anda duymak istemediğim tek kelime.
  • Bu aralar kimse bana, "insan kaynakları mis gibi iş; hahahahaha insan kaymakları işte" şeklinde espriler yapmaz umarım. Zira ücretsiz izinler, işten çıkarma kararları, yemeklerin ve servislerin kaldırılması vs vs vs'yi açıklamak hep o ballı kaymaklı insan kaynakları tarafından gerçekleştiriliyor =(((
  • Güzel şeyler de oluyor canım, hayata o kadar da haksızlık etmemek lazım. Zuzum, can dostum, biricik kardeşim geldi. 1 ay boyunca O'nunla aynı şehrin havasını dolduracağız ciğerlerimize.
  • Havalar da güzel bu aralar. Kasvetli ve bol yağışlı günlerin ardından, güneş o güzel yüzünü gösteriyor. Tam kendini deniz kenarına atıp iyot kokusunu ciğerlerine çekme havası oluyor. Hele bir fincan da kahve eşlik ederse bu yürüyüşe, değmeyin siz benim keyfime.
  • Bu arada çok sevgili arkadaşlarım Elvan, Burcu ve Alkım bana elceğizleriyle "Uluslararası Arkadaşlık Ödülü"nü takdim etmişler, teşekkür bile edemediğim için kızarlar mı bana, yoksa affederler mi?
  • Hehehehehe, bir de Kunter Paşam var, kendi elleriyle en çılgınından bir makarna salatası yapmış ki bana, ne desem bilemedim... Kunterciğim, ben gelene kadar ellerini salatanın yanından çek, yoksa hiç acımam yiyiveririm o güzel parmakları
  • Bir de bu aralar bir çılgınlık geliştirdim ama bunun çılgın makarna salatası ile hiç alakası yok. "Ne İstediğini Bilememek ve Havuçlu Kek" postundan sonra her hafta sonu bir havuçlu kek yapmazsam içim rahat etmemeye başladı. Türlü denemelerin ardından Sevgili İpek'in o muhteşem havuçlu kekinde karar kıldım, bir iki değişiklikle (şekeri yarı yarıya, zeytinyağını yarıdan da fazla azalttım) kendi damak tadıma uydurmayı bile becerdim (bir hayli gelişme görüyorum kendimde =)))) Henüz kendilerinin fotoğrafı yok ama söz bu hafta sonu havuçlu kekinin kare kare fotoğraflarını çekeceğim. Teşekkürler İpek

Ortaokulda kompozisyon derslerinde öğretmişlerdi, bir yazının giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olmalıymış. Giriş ve gelişme tamam da sonucu bulamadım, böyle kalsa olmaz mı?

Not: Biliyorum fotoğrafla yazdıklarımın hiç alakası yok, niye koydum bilmiyorum. Belki de şu anda en çok içinde olmak istediğim fotoğraf karesi olduğu içindir =))))

29 Ekim 2008 Çarşamba

Nice 85 Yıllara

Cumhuriyetimizin 85. yılını başımız dimdik, gururla kutluyoruz.

Gururumuzun hiç kırılmadığı; bayrağımızın anlı şanlı dalgalandığı; cumhuriyeti, vatanımızı bize armağan edenlere karşı vefa ve minnet duygularımızın yüreklerimizden hiç eksik olmadığı; çocuklarımızın ve torunlarımızın fener alaylı cumhuriyet kutlamalarını görebildiği nice 85 yıllara...

19 Ekim 2008 Pazar

Esra'nın Anısına Esra'dan Çocuklara

Proje ile ilgili ayrıntılı bilgiler Zerrinin sayfasında...

12 Ekim 2008 Pazar

Ne İstediğini Bilememek ve Havuçlu Kek

Olur bana bazen böyle. Canım deliler gibi yiyecek birşey ister ama ben ne istediğimi bilemem. Bu hafta içinde yine böyle ne istediğini bilmez durumda dolanıp durdum. İnsan kılığından çıkmış bir şekilde buzdolabının önüne geçtim, baktım baktım bulamadım ne istediğimi; sonra bildiğim bütün yemek bloglarını dolaştım durdum, yine bulamadım ne istediğimi; msn'de arkadaşlarım çikolatalı kek, simit vs önerdiler, onları da kabul etmedim =)) Yaklaşık iki üç günü bu şekilde geçirdikten sonra dün beynimde şimşekler çaktı: HAVUÇLU KEK istiyordum. Ama çok yağlı olmayan bir havuçlu kek. Fakat ufak bir problem vardı ki, ben daha önce hiç havuçlu kek yapmamıştım. Dün akşam imdadıma yetişen bir tarif defterinden hiç yağ içermeyen bir havuçlu kek tarifi buldum. Bugün kahvaltı sonrası ilk iş olarak kendisini pişirdim ve gerçekten de canımın feci bir şekilde havuçlu kek istemiş olduğuna karar verdim.

Malzemeler (9 adet muffin kalıbı için):

  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 su bardağı rendelenmiş havuç
  • 3/4 su bardağı iri parçalara bölünmüş ceviz
  • 1 su bardağı un
  • 1/2 paket kabartma tozu

Hazırlanması

Kek familyasındaki birçok kekte olduğu gibi önce yumurtayla şekeri çırptım, daha sonra havucu ilave ettim. Un ve kabartma tozunu eleyip, cevizi de ilave ettikten sonra muffin kalıplarına paylaştırdım. 180 dereceye ısıtılmış fırında 30-35 dak kadar pişirdim.

14 Eylül 2008 Pazar

Ağustos Böceği, Gidenler-Dönenler ve Şeftalili Pasta

Ağustos böceği çizimi, buradan alınmıştır

Bu aralar kendimi tam bir ağustos böceği gibi hissediyorum. Bütün yaz boyunca durmak yorulmak bilmeden Ayvalık, Rumeli Feneri, Çengelköy, Polonezköy, Boğaz Turu ile hafta sonları çalışmayan bünyemi şımartan ben, geçen hafta sonundan itibaren kapı dışarı adımımı atamamaktayım. Bütün yaz gezip tozarken beynimin gri hücrelerine göndermiş olduğum tez önerimi, danışman hocamın maili ile hatırlamış bulunmaktayım. Artık Kasım ortasına kadar hazırlamam gereken nurtopu gibi bir tez önerim var :))) İşin en ilginci, 4 ay önce belirlemiş olduğumuz tez izleme komitemdeki hocalardan üçüncüsünün kim olduğu konusunda en ufak bir fikrim yok. Beynim o kısmı tamamen resetlemiş. Haksız mıyım şimdi ben kendime ağustos böceği demekte?????

Aslında bu yazının konusu benim ağustos böcekliğim değildi ama bunu da yazmadan geçemedim (belki utanırım biraz :)))) ). Bu yazının asıl konusu blog alemindeki yaprak dökümleri. Önce Münevver Abla bıraktı bizi, son yazısıyla. Sonra sessiz sedasız Ebru ve öğretmenim ayrılmışlar aramızdan. Şimdi de Can Pınar. Bilirim, bu iş hobi işi, içten gelmeden olmaz, olmaz da yine de keşke olsa diyorum, keşke karar değiştirseler. Kararınıza saygım sonsuz ama yine de fikir değiştiriseniz diye sizi linklerimden hiç ayırmayacağım, siz blogu kapatsanız bile. Her birinizi yakından tanıdığıma; dost, arkadaş olduğuma çok mutluyum. İyi ki var oldunuz ve iyi ki varsınız...

Bir yandan da yüzümüzü güldürenler var, Ayşem gibi. Bir döndü, pir döndü, sayfayı güncelleme sıklığına ben yetişemiyorum :))))) (itiraf: her ziyaret edişimde ortalama 2 yeni yazı okuyorum). Canım Ayşemim, özlemişim ben senin kalemini, dilini, üslubunu, yani topyekün seni. İyi ki döndün geri...

Şeftalili pasta, Pınar'ın doğum günü pastası, hepinize olsun; hem gidenlere, hem dönenlere...

Malzemeler:

Pandispanya (Emel Başdoğan tarifi):

  • 4 yumurta
  • 115 gr toz şeker
  • 1/3 çay bardağı portakal suyu
  • 75 gr un
  • 35 gr kakao
Krema (Emel Başdoğan tarifi):
  • 3 su bardağı süt
  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı şeker
  • 1/2 su bardağı buğday nişastası
  • 2 silme yemek kaşığı un
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket krema
Ayrıca:
  • 1 adet şeftali
  • 1 çay bardağı damla çikolata
  • 2 paket rulo gofret
  • Süsleme şekeri
Hazırlanması
  • Pandispanya için, öncelikle yumurtanın akları ile şekerin yarısını kar haline gelene kadar çırptım. Başka bir kapta yumurta sarıları ile şekerin diğer yarısını, iki katı hacme ulaşana kadar çırptım. İçine portakal suyunu ilave edip karışana kadar kısa bir süre daha çırptım. Kar haline gelmiş yumurta akı-şeker karışımını da ilave edip, bir spatula yardımı ile, yumurta aklarının sönmemesine dikkat ederek alttan üste doğru karıştırdım. En son, un ve kakaoyu da eleyerek yine alttan üste karıştırdım (un ve kakaoyu birden değil, 4-5 seferde ilave edersem topak kalmamasını sağlamak daha kolay oluyor). 18 cm.lik kelepçeli kabımın altına yağlı kağıt serdim, kek karışımını kalıba döküp önceden 180 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 40 dak pişirdim.
  • Krema için, vanilya ve krema dışındaki tüm malzemeleri blender ile karıştırıp pişirdim. Ocaktan indirmeye yakın vanilyayı katıp karıştırdım. Pişen muhallebi soğuduktan sonra, önce 1 paket kremayı mikserle çırptım, ayrı bir kapta soğuyan muhallebiyi de çırpıp, ikisini bir araya kattım ve karışana kadar tekrar çırptım. (Bu ölçüler biraz fazla geldi, yaklaşık 1 su bardağı kadar krema arttı)
  • Soğuyan pandispanyayı üç parçaya böldüm. Diğer yandan kremanın yarısına soyup küp küp doğradığım şeftalileri ve damla çikolataları ilave edip karıştırdım ve pastanın ara katlarına sürdüm. En son geri kalan krema ile pastayı kapladım.
  • Pastanın kenarlarını muntazam sıvamayı ömrüm boyunca beceremediğim için, kenarlardaki ayıpları kapatmak için rulo gofret kullandım. Üzerini süsleme şekerleri ile süsleyip, en son çöp şişe yapıştırdığım fotoğrafları pastaya sapladım.

24 Ağustos 2008 Pazar

Rumeli Fenerinde Bir Öğleden Sonra

Hep söylüyorum ya, bu aralar şımardım ben; ruhum bedenimden çıkana kadar gezmeye devam ediyorum. Ancak hala gözüm doymuyor :)))) Bu cumartesi yine Rumeli Feneri'ne kaçtım, bu sefer Barınak'ta güzel bir balık keyfi yapmadan önce feneri gezdim, gezerken de bol bol fotoğraf çektim.

Bunlar sis topları, sisli havalarda hala kullanılıyorlarmış.

Bu kapının ardında hiç tahmin etmeyeceğim şirin mi şirin bir müzecik karşılıyor beni

Müzenin kapısından girer girmez karşılaştığım manzara

Bu da bir sis düdüğü; boğaz girişinin gemiler tarafından belirlenebilmesi için hala sisli havalarda çalınıyormuş.

Bunlar da kürek yarışlarından alınan kupalar, çeşit çeşit fenerler ve telefonlar

Ütüye dikkat: Kömürle çalışıyormuş (Acaba neresinden buhar veriyor :))))))))))))) )

Eski radyolar

Dönemin tahlisiye personelinin iç ve dış giysileri

Bu da bir varagele donanımı ve donanımın temsili olarak kurulmuş hali. Varagele donanımı, karaya oturan gemiden kazazedeleri kurtarmak için kullanılıyormuş.

Fenerde gezip tozduktan sonra istikamet yine Barınak. Yine enfes balıklar, balık mezeleri... Biz arabayla geldik fenere, tekneyle gelenler de vardı. Bir gün ben de teknemle gelebilmeyi dileyerek çevirdim kontağı dönüş yoluna ...

19 Ağustos 2008 Salı

Mehtaplı Bir Gece

Mehtaplı gecelerde hep seni andım

Belki gelirsin diye boş yere yandım

Efendim huzurlarınızda "dalları bastı kiraz"dan sonraki yeni favorim :))) Bu seferki şarkı nedensiz değil, cumartesi gecesi çıktığımız mehtap gezisinden itibaren takıldı dilime ama bu sefer şikayetçi değilim bu durumdan :))))

Cumartesi akşamı Barış Manço gemisi ile 18:10 gibi demir aldık Bostancı vapur iskelesinden, Moda, Kadıköy, Eminönü, Üsküdar, Beşiktaş, Ortaköy, Çengelköy ve Rumeli Kavağı iskelelerine uğrayarak 20:50 gibi soluğu Anadolu Kavağında aldık. Anadolu Kavağında 1 saatlik balık molasından sonra bu sefer dönüş için demir aldık ve aynı güzergahı takip ederek 1'e doğru vardık Bostancı'ya. Böylece İDO'nun uzun yıllardır düzenlediği ama benim bir türlü gitmeyi beceremediğim Mehtap Gezisinden nasibimi almış oldum... İşte fotoğraflar:

Martılar eşliğinde demir alıyoruz Bostancı İskelesinden Şans işte, yine yelkenliler çıkıyor karşıma :)))
Marinanın önünden geçiyoruz; önce selam duruyorum, sonra fotoğraf çekiyorum :))
Uzaktan Moda İskelesi göz kırpıyor bize
Denizin ortasındayım, hava mis gibi. Benden keyiflisi var mı bu dünyada?
Kız Kulesi bütün ihtişamı ile süzülüyor karşımızda
Burası da benim okulum, sevgili lisem
İlk işyerim: Kabataş Kültür Merkezi
Ortaköy iskelesindeyiz
Köprünün altından geçerken dilek tutuluyor muydu????
Köprü ardımızda kaldı, güneş batıyor artık
Günün son ışıklarıyla Hisarı geçiyoruz
Anadolu Kavağındaki balık molasından önceki son keyif anı

14 Ağustos 2008 Perşembe

Oradan Buradan

Dalları bastı kiraz

Gel bana biraz biraz

Bu da ne alaka, Gülriz kirazlı tarif verecek falan diye düşünebilirsiniz ama hiç mi hiç alakası yok. Nedense 2 gündür dilime bu şarkı dolandı; her iç sesimi dinlediğimde, içimden bu şarkıyı söylediğimi bugün dehşetle fark ettim. Geçer herhalde diye ümit etmekteyim.

Uzun zamandır yazı yazamadım ama bu sefer problem bende değil, modemdeydi. Arkadaş 10 gündür açılmamak için inat ediyor; o inat, ben ondan inat. Baktı ki benim vazgeçeceğim yok kendisinden, bugün inadını kırıp açıldı. Çok sevgili modemim, benimle aşık atmaya kalkma, fena bozarım...

Yazamadığım zaman zarfında 2 adet Ayvalık kaçamağı yaptım kayda değer olarak. Hafta sonları çalışmamanın şımarıklığıyla, ruhum bedenimden ayrılana kadar geziyorum. Ancak nasıl bir insan evladıyım bilinmez ki, hala doyamıyorum gezmelere. Hep plan, hep plan; oraya gidelim, buraya gidelim... Ne olacak benim bu halim. Bu arada birkaç saatir Sevgili NuNu'nun sayfasındaki fotoğrafların içinde hayal ediyorum kendimi. Bakmadıysanız, bakın ve kendinizden geçin derim.

Aslında bugün kayda değer birşey daha yaptım; aslında insanlık için küçük, benim için çok büyük bir adım diyebiliriz. Karpuz kestim, evet evet karpuz kestim. Bir seferde yarım karpuz yeme potansiyeline sahip bir insan olarak, karpuz kesmeyi beceremem. Ne zaman karpuz kesmeye kalksam, setin üzerinde karpuz bir tarafa, bıçak bir tarafa gider; bıçak karpuza kavuşamaz bir türlü. Bugün en sonunda bitsin bu hasret dedim, bıçakla karpuzun vuslatını gerçekleştirmeye niyetlendim. Veeee en sonunda becerdim, 20 bıçak darbesiyle karpuzu yere devirdim. Gerçi karpuz, karpuz kılığından çıktı ama olsun tadı yerindeydi. Bu arada az önce Zerrinime karpuz kesme başarımı (!) anlatırken, kendisi de bugün ilk defa ahtapot pişirdiğinden bahsetti. Utandım biraz, karpuz kesmek nereeee, ahtapot pişirmek nere????? Ama karpuzu kesen ahtapotu da pişirir değil mi?

Şimdi ben bir önceki posttaki başarımı bu postta gösterip, bunca konuyu birbirine, hele hele de Mısır Unlu Kanepe Ekmeğine bağlamayı asla beceremem. O yüzden ben direkt geçiş yapayım kendilerine.

Bu Mısır Unlu Kanepe Ekmeği, Pınarın Doğum Günü menüsünden ilk tarif olacak sanırım. Ama kendileri daha önce, Yemeknamenin Ağustos sayısına misafir oldular.

Malzemeler

  • 125 gr beyaz un
  • 125 gr mısır unu
  • 1 yumurta
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1/2 su bardağı süt
  • 1/2 su bardağı yoğurt
  • 1/2 su bardağından biraz az zeytinyağı

Hazırlanması

  • Malzemelerin tamamını karıştırıp, bir hamur elde ettim.
  • Elde ettiğim hamuru, hafifçe yağladığım 30x30 cm ebatlarındaki fırın tepsisine yayıp, önceden 170 derecede ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirdim.

Not: Biraz daha kalın bir ekmek istenirse daha küçük bir kalıp kullanılabilir.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Portakallı Dondurma (Ama Çikolata Kasesiz)

Bu postun öyle çok konusu var ki; başlık konusunda uzun uzun düşündüm. En sonunda portakallı dondurmada karar kıldım... Çok yaratıcıyımdır, tutmayın beni :)))))

Efendim herşeyden önce Prenses Tuanamız bugün itibarı ile öpülüp koklanmak üzere aramıza katılmış bulunmakta. Anneciğinin de kendisinin de sağlıkları yerindeymiş. Canım Selenimi, eşini ve tüm ailesini can-ı gönülden tebrik ediyorum; Tuana prensese de mutluluk, sağlık, neşe ve huzur dolu bir ömür diliyorum. (Prensese Not: Sakın teyzem yok diye üzülme, bir sürü teyze adayın var senin, istediğini/ istediklerini seçmen üzere :)))) )

Bu portakallı dondurmanın orijinali burada. Biliyorum ikisi karşılaştırıldığında çok kötü bir taklit olarak arz-ı endam ediyor benim dondurmam ama "ben yaptım, çok da güzel oldu" diyerek avutuyorum kendimi :))) Bilenler bilir, ben Burçine bayılırım; o çikolata kasesinin içindeki portakallı dondurmasına ise büsbütün bayılırım. İlk aşama portakallı dondurmayı yapmaktı, ikinci etapta dantel gibi işlenmiş çikolata kaseleri var, hadi hayırlısı... Bu arada ben sayfamın ismini değiştirmeyi düşünüyorum, burcinindenemelerindendenemeler.blogspot.com, ne dersiniz?????????

Yapmaya niyetlenip niyetlenip de yapamadığım dondurmayı, bir gece yarısı bir hışım yapmaya girişmeme ön ayak olan da Sevgili Neslihan'ın Yazlık Lezzetler'i oldu. Her ne kadar benim için en yazlık lezzet bademli bir magnum olsa da mis gibi portakal kokulu bir dondurma da magnumun yerine geçebilir diye düşünüyorum, e ne yapayım o kadar emek verdim :))))

Tarifin orijinali, Burçinin sayfasında. Ben sadece, kalan kremayı kullanamayacağım için 1 paket kremadan hazırladım.

Malzemeler:

  • 170 gr toz şeker (1 su bardağı+1 tepeleme yemek kaşığı)
  • 1,5 adet orta boy portakalın suyu ve kabuğunun rendesi
  • 200 ml krema (1 su bardağı)
  • 180 gr yoğurt (1 su bardağından tepeleme 1 yemek kaşığı eksik)

Hazırlanması:

Burçin ne dediyse onu yaptım.

Şimdi Zerrinin konuları birbirine bağlamasından feyz alarak; üç konuyu bağlıyorum: Burçinin beni benden alan portakallı dondurması, Prenses Tuananın şerefine Neslihan'ın Yazlık Lezzetlerine misafir olsun...

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Barınak'ta Balık Keyfi

Artık hafta sonları çalışmıyorum ya, iyice şımardım ben. Bir hafta sonunu bile boş geçirmiyorum. Tabi durum böyle olunca yıllar yılı pazartesi sendromu nedir bilmeyen bünyem feci bir pazartesi sendromuna yaşıyor; neyse ki 1-2 saat içinde geçiyor.

Hafta sonu, cumartesi günü Emel ve Pınarları ağırladıktan sonra pazar günü akşam yemeği için soluğu Rumeli Fenerinde, Barınak'ta aldım. Burayı Sebla öyle güzel, öyle keyifli anlatmış ki, yazısını okuduğumun ertesi günü telefona sarılıp rezervasyon yaptırdım :))) İyi ki yaptırmışım ve iyi ki Sebla anlatmış Barınak'ı...

Her ne kadar rezervasyonumuzu kayıt etmeyi atladıkları için, bizi yarım saat bekletseler de ve yoğunluk dolayısıyla servis birazcık yavaş olsa da, salatasından mezelerine, yemeklerine kadar yediğimiz herşeyin müthiş lezzetli olması tüm sıkıntıları telafi etti.

Favorilerim, kesinlikle ve de kesinlikle balık köftesi, balık kavurması, karides ve kalamardı.

Hemen ertesinde pazartesi sendromu olsa da, Fenerin havası ve balıkların lezzeti daha nice pazartesi sendromlarına bedeldi.

Not: Fotoğraflar buradan alınmıştır.

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Sürpriz Olamayan Sürpriz :))

Hani bizim Pınarımız var ya; Can Ağa'nın çok tatlı annesi, Armağan'ın birtanesi, herkesin güleryüzlüsü Pınarımız, yıllar önce bugün doğmuş; 19 Temmuz O'nun doğum günü olmuş.

Bu yıl 19 Temmuz daha öncekilerden bir parça daha farklı olacaktı Pınar için, çünkü bu yıl pastasının mumlarını bir anne olarak, Can'ı ile birlikte üfleyecekti. Sıradan bir doğum günü olmamalıydı; biz de Emel'le düşündük, taşındık, son anda bir sürpriz yapmaya karar verdik.

Araya Emel'in yeğeninin doğumu sıkışsa da, planlama aşamasına Armağan'ın verdiği süper destek ile planlarımızı gerçekleştirebildik. Planlarımızı gerçekleştirmesine gerçekleştirdik de, arada hiçbir falso vermememize rağmen, son derece dikkatli davranmamıza rağmen Pınar sürprizimizi anladı. Nasıl mı? Kalbi temiz, hem de çok temiz... Böylece bizim sürprizimiz, sürpriz olamayan bir sürpriz oldu :))))

Yine de biz çok güzel bir gün geçirdik; yedik-içtik, güldük, eğlendik ve galiba ben tek başıma misafir ağırladım :)))) Panik yapmadım desem yalan olur; hele dün gece 10'da eve geldiğimi ve henüz ortada hiçbir şey olmamasına rağmen 1 saat boyunca evi süslemekle oyalandığımı düşünürsek, paniklemekte ne kadar haklı olduğum da ortaya çıkacaktır herhalde :))

İşte Pınar ve Armağan'ın objektifinden kahvaltı soframız:

Ekmeklerimiz

Patatesli kekimiz

Mısır unu kekimiz ve kanepelerimiz

Güveçte Sucuğumuz

Peynirli Kırmızı Biber Kavurmamız

Patates Salatamız

Portakallı "Pınar" Kurabiyelerimiz

Emel'in yaptığı ama masaya sonradan eklendiği için fotoğrafını çekmeyi atladığımız enfes fındıklı kurabiyelerimiz

Ve son olarak iyi ki doğdun pastamız

Her ne kadar pastayı şeker hamuru ile kaplamak ve fotoğrafları yenilebilir kağıtlara bastırıp, şeker hamurundan çerçevelerin içine yerleştirmek gibi bir düşüncem olsa da, gece 10'da şeker hamuru alabileceğim bir nöbetçi pasta malzemecisi bulunmadığından pasta adayımız, krema ile kaplandı, Gülriz pasta kenarı sıvamayı beceremediğinden ortaya çıkan ayıplar için rulo gofret kullanıldı, fotoğraflar da çöp şişlere monte edilip pastaya saplandı. Ve pastamız Pınar tarafından kucağında Can Ağa ile birlikte kesildi.

Çok Sevgili Pınarcığım, iyi ki doğdun ve iyi ki hayatımıza girip güzel bir renk oldun. Güleryüzünün hiç solmadığı; en kıymetli hazinenin, Can'ın ve Armağan'ın sevgisinin hiç eksik olmadığı; gönlünden geçen her güzel şeyin gözünü açıp kapayana kadar gerçek olduğu nice güzel yıllar diliyorum.

Seni çok seviyoruz