Masa Keyifleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Masa Keyifleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Sürpriz Olamayan Sürpriz :))

Hani bizim Pınarımız var ya; Can Ağa'nın çok tatlı annesi, Armağan'ın birtanesi, herkesin güleryüzlüsü Pınarımız, yıllar önce bugün doğmuş; 19 Temmuz O'nun doğum günü olmuş.

Bu yıl 19 Temmuz daha öncekilerden bir parça daha farklı olacaktı Pınar için, çünkü bu yıl pastasının mumlarını bir anne olarak, Can'ı ile birlikte üfleyecekti. Sıradan bir doğum günü olmamalıydı; biz de Emel'le düşündük, taşındık, son anda bir sürpriz yapmaya karar verdik.

Araya Emel'in yeğeninin doğumu sıkışsa da, planlama aşamasına Armağan'ın verdiği süper destek ile planlarımızı gerçekleştirebildik. Planlarımızı gerçekleştirmesine gerçekleştirdik de, arada hiçbir falso vermememize rağmen, son derece dikkatli davranmamıza rağmen Pınar sürprizimizi anladı. Nasıl mı? Kalbi temiz, hem de çok temiz... Böylece bizim sürprizimiz, sürpriz olamayan bir sürpriz oldu :))))

Yine de biz çok güzel bir gün geçirdik; yedik-içtik, güldük, eğlendik ve galiba ben tek başıma misafir ağırladım :)))) Panik yapmadım desem yalan olur; hele dün gece 10'da eve geldiğimi ve henüz ortada hiçbir şey olmamasına rağmen 1 saat boyunca evi süslemekle oyalandığımı düşünürsek, paniklemekte ne kadar haklı olduğum da ortaya çıkacaktır herhalde :))

İşte Pınar ve Armağan'ın objektifinden kahvaltı soframız:

Ekmeklerimiz

Patatesli kekimiz

Mısır unu kekimiz ve kanepelerimiz

Güveçte Sucuğumuz

Peynirli Kırmızı Biber Kavurmamız

Patates Salatamız

Portakallı "Pınar" Kurabiyelerimiz

Emel'in yaptığı ama masaya sonradan eklendiği için fotoğrafını çekmeyi atladığımız enfes fındıklı kurabiyelerimiz

Ve son olarak iyi ki doğdun pastamız

Her ne kadar pastayı şeker hamuru ile kaplamak ve fotoğrafları yenilebilir kağıtlara bastırıp, şeker hamurundan çerçevelerin içine yerleştirmek gibi bir düşüncem olsa da, gece 10'da şeker hamuru alabileceğim bir nöbetçi pasta malzemecisi bulunmadığından pasta adayımız, krema ile kaplandı, Gülriz pasta kenarı sıvamayı beceremediğinden ortaya çıkan ayıplar için rulo gofret kullanıldı, fotoğraflar da çöp şişlere monte edilip pastaya saplandı. Ve pastamız Pınar tarafından kucağında Can Ağa ile birlikte kesildi.

Çok Sevgili Pınarcığım, iyi ki doğdun ve iyi ki hayatımıza girip güzel bir renk oldun. Güleryüzünün hiç solmadığı; en kıymetli hazinenin, Can'ın ve Armağan'ın sevgisinin hiç eksik olmadığı; gönlünden geçen her güzel şeyin gözünü açıp kapayana kadar gerçek olduğu nice güzel yıllar diliyorum.

Seni çok seviyoruz

2 Haziran 2007 Cumartesi

Yine Bir Balkon Sefası

Havalar ısındı, yaz geldi, biz iyi alıştık baba kız balkon sefalarına; e bu arada ben de iyice ısındım yemek yapmaya. Perşembe günü karnıyarıkla pilav yapmayı denedim, becerdim de galiba; bir de fırında kabak mücver yaptım; yanına da şöyle salatalıkları rendelenmeden minicik minicik, dişe gelecek kıvamda doğranmış, bol kuru naneli, kıvamlı bir cacık… Bir öğünü daha kurtardık. Babam yemeklerin hepsine tam puan verdi, hatta karnıyarık için “bundan sonra annen evdeyken de karnıyarığı sen yap” dedi ya, eridiğim bittiğim andır :)) Babam biraz fazlaca açıksözlü olduğu ve öldürseniz beğenmediği bir şeye “beğendim” demeyeceği için, onun övgülerini çok ciddiye alıyorum. Övgüler gelmeye başladıkça ben de aşka geldim tabii… Daha o gece, cuma günü yemek için kabak bayıldı –imambayıldının kabaklı versiyonu- yaptım. Cuma akşamı da iş dönüşü güzel bir masa hazırlamak için 1 saatim vardı. Dolapta daha önceden yaptığım köfteler vardı, onları ızgara yapmaya karar verdim; yanına da babamla benim favorimiz olan hünkarbeğendi iyi giderdi. Hemen közledim patlıcanları, biraz tereyağında birazcık un kavurdum (bu aralar margarinlerle ilgili hiç hoş olmayan şeyler okuduğum için artık margarin kullanmamaya çalışıyorum, okuduklarımdan sonra tereyağı bile daha sağlıklı görünüyor gözüme), temizleyip incecik kıydığım patlıcanları da ekleyip kavurdum biraz daha, tuzunu ve rendelenmiş kaşarını ilave ettim (ben hünkarbeğendinin kaşarını hep ocaktan indirmeden hemen önce koyardım, bir restaurantın yiyecek içecek müdüründen öğrendim böyle yapmayı, kesinlikle çok daha güzel ve lezzetli oluyor, tavsiye ederim), daha sonra yavaş yavaş kıvamını bulana kadar süt kattım; beğendimiz hazır oldu. Bir de babam küp küp doğranmış patlıcan kızartması istemişti, onu da yaptım, üzerine de domates sosu gezdirdim. Perşembe günü semizotu almıştım, zeytinyağlı pişiririz diye; onun yapraklarından birazcık aşırıp yoğurt ve çok az mayonezle karıştırarak bir de salata yaptım. Eh daha ne isteriz ki, beğendimiz var, ızgara köftemiz-biberimiz var, soslu patlıcan kızartmamız, semizotu salatamız, kabak bayıldımız, beyaz peynirimiz ve kavunumuz da var, bir de EHLİKEYFİMİZ var.

Bu ehlikeyfin aslında hikayesi var. Salı akşamı babamla keyif yaparken, bana niye rakıyı küçük bardakla içtiğimi sordu, ben de “büyük bardakta çabuk ısınıyor, buz da rakının tadını bozuyor; o yüzden küçük bardakla içiyorum” dedim, sonra da konu ehlikeyfe geldi; meğer babam daha önce ehlikeyfi ne görmüş ne de duymuş. Ben de daha önce Kadıköy’de falan aramıştım da bulamamıştım, hatta birisi “abla, o Mardin’de yapılır, bulamazsın buralarda” deyince daha fazla aramamıştım. Babam bulmuş Eminönü’nde bir bakırcıda, almış hemen iki tane; ben de sabah evden çıkmadan önce buz haznesini su ile doldurup buzluğa attım, akşam da öylece getirdim masaya; yemek bittiğinde buz daha yeni yeni eriyordu, pek mutlu olduk yani ehlikeyfimizle :))

30 Mayıs 2007 Çarşamba

Baba Kızın Balkon Keyfi

Annemiz hala yok. Eee kadınbudu köfteler de güzel olunca pazartesi akşamı bitiverdiler. Dün akşam iş dönüşü yine yemek yapma seremonisi vardı bizde. Hatta bu sefer babamın yarım saat kadar geç gelmesinin verdiği rahatlıkla, biraz daha özenli bir sofra hazırlayabildim galiba. İlk önce patlıcanlarımı ve biberlerimi közledim; közlenmiş patlıcanları ince ince doğrayıp birazcık sıvıyağda kavurduktan sonra soğumaya bıraktım. O sırada yufkadan çanakları hazırladım, soğuyan patlıcanı yoğurtlayıp, süslü yufkalara doldurunca masanın ilk tabağı hazır oldu. Sonra gelirken aldığım tavuk göğüslerini sotelik doğradım, onlar pişerken biberlerin içlerine de vazgeçilmez krem peynirimi sardım, üzerlerine azıcık zeytinyağı, biraz da çörek otu, hooooooooop ikinci tabak da hazır. Bir önceki günden kalma üç tane kadınbudu köfteyle fırın makarna da ısıtılıp masadaki yerlerini aldılar; e tabi olaylı fasülyeyi unutmamak lazım (ne yapalım pişirdik o kadar, dökecek değiliz ya, günah)… Bu arada patateslerimiz de kızarmış mis gibi; hımmm tavuk da yumuşacık pişmiş, içine biraz soya sosu kattık mı o da tamam demektir. Ekmekleri, tuzu-biberi, peçeteliği de koyunca masamız hazıııııııır. Bu arada Hülyacığım, bizim peçeteliğin üzerinde biri büyük, ikisi küçük üç tane günebakan var; her elime aldığımda sen geçiyorsun bir şekilde aklımdam :)) Eh böyle bir keyif masasına bir de yeşil efemizi koyalım da şöyle bir baba kız keyfimize bakalım değil mi? Baktık vallahi, hem de sohbet muhabbet eşliğinde geç saatlere kadar balkon keyfi yaptık baba kız … Ama bu sabah 05:30'da kalkması yok mu, ölüm gibi geldi :(