31 Ağustos 2007 Cuma

Biri Benim Gezgin Ruhuma "Dur" Diyebilir Mi?

Soğuk havalarda, "sinema mı, ay şimdi yağmur çamur, hava da soğuk, trafik de vardır hiç çekilmez, evde film izleyelim; gazete de neymiş, internetten okuruz işte, şimdi bir gazete için dışarı çıkılır mı; ekmeğimizi de evde mi yapsak acaba" şeklinde çalışan metabolizmam, ilk ve son baharlarda, hele hele yazın "ev mi? e uyumak için geliyoruz ya, daha ne olsun şeklinde" takılıyor. Hal böyle olunca, ben soluğu sokaklarda ya da yollarda alıyorum.

Perşembe tatil olunca, yanına cumayı da arkadaş verdim; soluğu Avşa'da aldım. Perşembe sabahı 10:00 deniz otobüsü ile (deniz otobüsünde yaşanan teknik problemlerden ötürü) ancak 14:45 gibi Avşa'ya varabildik ve Cuma 14:00 deniz otobüsü ile dönüş. Değdi mi? Değdi bence. Gider gitmez kendini atıvermek mavi sulara, hiç çıkmamak; dalga sesleri eşliğinde batırmak güneşi, kaybolana kadar beklemek; güneş battıktan sonra denize girmek, alacakaranlıkta bırakıvermek kendini dalgaların arasına; denize karşı yemek en basit yemeği bile büyük bir keyifle; 30 Ağustos kutlamalarını izlemek, havai fişek gösterisi ile heyecanlanıp, avaz avaza söylemek 10. Yıl Marşını; kahveleri yudumlamak yine denize karşı; sabah erken kalkmak; sessizliğin içinde denizin sesini dinlemek; yan şezlongtaki sevimli ufaklıkla kumdan pastalar yapmak ve son bir kez bırakıp kendini mavi sulara veda etmek bir dahaki yaza kadar, "hoşçakal, kendine çok iyi bak, bekle beni" demek... Değdi mi? Değdi. Dinlendi yine ruhum ama bu sefer ben yoruldum, üstelik yarın sabah iş var, o yüzden bu kendime "dur" deme isteği, içimden pek gelmese de...

28 Ağustos 2007 Salı

Hayallerimin Aşçısı: Remy

Remy'yi çok kıskandım, ben de onun kadar becerikli bir aşçı olmak istiyorum. Bir de aşçı şapkası istiyorum, en azından görüntüyü kurtaralım değil mi? Nerede bulunur şu aşçı şapkaları biliyor musunuz? Bu arada sinemada Ratatouille için hazırlanmış kitapçıklardan veriyorlardı. İçinde 1-2 yemek tarifi var. En kısa zamanda Remy'nin tarifleri ile karşınızda olacağım. Sevdim ben bu küçük aşçıyı.

21 Ağustos 2007 Salı

Yoğun Günler ve Soya Soslu Sebzeli Börek

Yoğun geçen günler, bastıran sıcaklar ve gelip gidiveren periler yazdırmıyor bana bir türlü... Bu arada anladım ki benim periler pazar günlerini seçiyorlar genelde. Bu pazar da geldiler kendileri, biraz mecburi bir gelişti gerçi ama sonuçta yine geldiler. Sabahın köründe kalkıp işe gitmek için hazırlanmışken son anda çalan telefon, gitmeme gerek olmadığını söylüyordu. Sevindik tabi, eee artık kalkılmış, hadi kış olsa hiç affetmem, atıveririm kendimi yatağa da bu sıcakta bir daha da yatılmaz ki. Açtık bilgisayarı, baktık adsl'de bir problem var, eee yapılacak en iyi iş kahvaltı hazırlamak. Layla layla lay lay sesleri eşliğinde mutfağın yolu tutuldu, çay demlendi, ekmekler kızardı, zeytinyağı konuldu, domates, salatalık, kahvaltılıklarrr hepsi masadaki yerlerini aldılar ve baba kız böreksiz çöreksiz klasik bir kahvaltı keyfi yapıldı (anlaşıldığı üzere, annemiz bizi yine terk etti :)))). Keşke simit de alsaymışız, yakışırdı. Kahvaltı masası, kahvaltı töreninin ardından çay ve gazete keyfine de evsahipliği yaptı ve yeter artık denilerek toplandı. Sonra bir hafta boyunca ne yemek yapılacağı düşünülerek baba kasaba gönderildi (hala ufak gördüğü için kasap beni kazıklıyor da o yüzden baba gönderiliyor), gelen kıymanın yarısından köfte yapılıp acil durumlarda kullanılmak üzere buzluğa atıldı, kalan yarısından da karnıyarık içi yapılarak o da minik minik paketler halinde buzluktaki yerini aldı. Bulaşıklar makineye doğru gönderildikten sonra saatler öğleni çooook geçmesine rağmen adsl'de devam eden probleme birazcık söylenildi, tam kitap keyfine başlanırken misafir geleceği öğrenildi. Baba tekrar markete gönderilip yufka aldırıldı, perili pazarın kahvaltı böreğinden yapıldı, bu sefer Müge'nin talepleri üzerine iki arada bir derede fotoğrafları bile çekildi. Mügeciğim, umarım fotoğraflar benim kelimelerle ifade edemediklerimi ifade edebilirler :))) Sonra uzun zamandır denenecekler listesinde yer alan tahinli kek denendi, gayet de güzel oldu. Krep pişirilip aralarına karnıyarık içi konuldu (ama ben ondan karnıyarık yapacaktımmmmmmm), bir de ("kendi elcağızlarımla sardığım" demek isterdim ama maalesef "annemin gitmeden sardığı" demek zorundayım) zeytinyağlı dolmalar masadaki yerlerini alıp misafirlerimizi ağırladılar. Çay bulaşıkları bulaşık makinesine doğru hamle yaparken akşam yemeği için pilav pişirildi, madem karnıyarık yapamadık, biz de imamı bayarız diyerek imambayıldı yapıldı, acil durum köfteleri "bundan daha acil bir durum olmaz" denilerek ızgaraya konuldu. Afiyetle yenen akşam yemeği sonrasında periler uğurlanıp kitap keyfine başlayamadığımız yerden devam edildi.

Cumartesi eğitim yaptığımız otelde yediğim börek, çok lezzetli geldi. İçindekilere alıcı gözüyle baktığımda kabak, havuç ve patatese rastladım. Galiba bir de mantar vardı. Bugün azimle denedim, hiç fena olmadı. Gerçi evde mantar olmadığı için mantarsız yaptım ama bir dahaki sefere mantarlı yapacağım. Böreğin içi için, çiğ kabağı, çiğ patatesi ve çiğ havucu en ince rende ile rendeledim; içine biraz soya sosu kattım. Yufkayı şeritler halinde kesip, hazırladığım içi koydum, böreklerimi muska böreği gibi sardım ve kızgın yağda kızarttım. Değişik bir lezzet oldu, bilmem bir adı var mı ama ben adını soya soslu sebzeli börek koydum.

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Perili Pazarın Ardından

Dün perileri uğurladıktan sonra soluğu sokaklarda aldım, biraz enerji topladım. Sonra da eve gelip truff'larımı ve pastamı tamamladım. Geliğimde truff'lar yuvarlanacak kıvama gelmişlerdi, bu aşamada birazcık zorlansam da yuvarlayıp kakaoya buladım ama fotoğraflarını çekemeden yedik, iyi ki pastayı süslemek için birkaç tane ayırmışım. Kızmayın canım, zaten çok fazla çıkmadı, denemek için yapmıştım, o yüzden azdı; tamam tamam itiraf ediyorum, bekleme aşamasındayken birkaç kaşık çaldım; ya tamam üstüme gelmeyin yuvarlarken de birkaç tanecik atıverdim ağzıma :)))) Truff'larla işimi bitirince pastamın kremasını yaptım. Bol şeftalili, kakaolu pandispanya ve beyaz kremadan oluşan ve benim şeftalili pasta sayıklamalarımı gideren bir pasta oldu. Üzerini file fındıkla kaplayacaktım ama evde kalmamış, ben de hindistan cevizi ile kapladım. Ayrıdığım truff'lar ve şeker hamurundan yapraklarla da süsledim (süsleme fikri Sevgili Burcu'dan, teşekkürler Burcu) Bu sabah kahvaltı için Altın Kızlar'ın ilk buluşma noktası olan Botanik Park'ın yollarını tuttuk. Geçen seferki Botanik Park maceramızdan makinemde kalan sadece yemek fotoğrafları ve Ayşem'in Bebinin fotoğrafları idi. Bu sefer de bol bol Botanik Park'ın fotoğraflarını çektim, ördek kardeşler de bana poz verdiler. Keyifli bir kahvaltı oldu bizim için, İstanbul'un göbeğinde bir cennette gibiydik. Nasıl da iyi oldu burayı keşfetmemiz. Teşekkürler Müge'ciğim.
Burası da çardağın altı, Bebiyle elele yürüdüğümüz çimenler. Bebiiiiiiiiiiiiiiii, duy sesimi, çok özledim ben seni; hadi gel yine dolaşalım çimenleri ayaklar çıplak, elele, paytak paytak :))))

12 Ağustos 2007 Pazar

Perili Pazar

Bugün bana periler geldi, ilham perileri :))) Herşey sabahın 7’sinde uyanmamla başladı, pazar sabahının anlamını idrak edemeyip birdenbire açılıveren gözler, uyumak umuduyla yatağın içinde nafile birkaç dönüş, bastıran sıcak ve mutlu (!) son, saat 07:10 ve ben ayaktayım. Baktım ki annem de kalkmış, balkonda keyif yapıyor; hemen katıldım ona. Serin serin ve sessiz sedasız balkon keyfiyle ne iyi gider? Tabi ki Türk Kahvesi. Hemen kahvelerimiz yapıldı, biraz sohbet, derken annem başladı geçen gün gazeteden kestiği böreği anlatmaya, ben başladım kıpırdanmaya. Annem “e dolapta yufka var, hadi bize bu böreği yapıversene” dedi, daha annemin lafı bitmeden alıverdim mutfakta soluğu .

Börek kolay ötesi; öyle sarma, tepsiye döşeme derdi falan yok, şahane şahane! Orijinali 3 yufkadan yapılıyor ama ben yarısını yaptım. Önce 1 yufkanın kenarlarından biraz kopardım, kalan yufkayı (yaklaşık olarak 1 yufkanın ¾’ü) yağladığım tepsiye buruşuk olarak yaydım, kenarlarını hafifçe yükselttim. Yufkanın kalan kısmını (yaklaşık ¼’ü) ve yarım yufkayı rulo şeklinde sarıp 1 cm. kalınlığında kestim. Kestiğim yufkaları karıştırarak şeritler oluşturdum ve bunların tamamını tepsideki yufkanın üzerine yaydım. Daha sonra 1 yumurta, ½ çay bardağı sıvıyağ, ½ çay bardağı süt ve ½ çay bardağı sodayı çırpıp tepsideki yufkaların üzerine döktüm ve bunları yaklaşık 10 dak. kadar beklettim. İç olarak da 1 tane közlenmiş kırmızı biberi, 1 tane domatesi, 2 tane sivri biberi, birkaç dal maydanozu ve biraz peyniri küçük küçük doğrayıp, yufkaların üzerine serptim. Önceden ısıtılmış 180 derecedeki fırında pişirdim. Kahvaltı yapıldı, börek “hımmm, çok güzel olmuş” sesleri eşliğinde afiyetle yendi, markete gidilip alışveriş yapıldı ve ben birkaç gündür beynimden uzaklaştıramadığım şeftalili pasta hayalini gerçekleştirmek üzere tekrar mutfağın yolunu tuttum. En küçük yuvarlak kalıbıma, Emel Başdoğan’ın klasik pandispanyasını hazırladım ve onu fırına atıp bulaşıkları toparladım. İşte tam bu sırada ilham perilerinin akınına uğradım. Bir hışım önce buzdolabını temizledim, kesmedi soluğu mutfak dolaplarında aldım, o da kesmedi mutfak balkonunu temizledim. Mutfak bitti ama benim periler hala gitmiyor, hemen odama daldım, yatak çarşaflarımı değiştirdim, odamı süpürdüm, tozları aldım, tam gardıroba dalacaktım ki periler dedi “bize müsaade”, “ne olur kalın, size şeftalili pasta veririm” dediysem de beni dinlemediler; işleri varmış, başkalarını ziyaret edeceklermiş. Ne yapalım gardırobu da sonra düzenleyeceğiz. Bu arada periler gitmeden bir truff denemesine de başlamış bulundum. Uzun zamandır tüm bloglarda, son zamanlarda da özellikle sevgili Burçin ve sevgili Müge’nin sayfalarında truff göre göre aşka geldim. 100 ml kremayı erittim, içine de 100 gr çikolatayı ufalayıp çikolata eriyene kadar karıştırdım. Sonra traşlamadan kalan kek parçalarını da içine ufaladım. Şimdi bekliyorlar. Umarım yanlış birşey yapmamışımdır, bakalım akşama göreceğiz. Eh bu günlük bu kadar hamaratlık yeter, bir pazar günü de bu kadar evde oturulmaz. Müsaadenizle, ben dışarı çıkıyorum artık. Daha akşam gelip truff’larımı ve pastamı yapacağım. İyi pazarlar efendim

Ekleme: Efendim, Müge'ye de dediğim gibi ben fasülyeden bir yemek blogcusu olduğumdan, börek tarifinde hayli başarısız kalmışım. Sanırım tarifi yarım ölçü verdiğim için de biraz karışmış. O yüzden bu sefer tam ölçü tarif vereyim, bakalım olacak mı???? Öncelikle 3 adet yufkaya ihtiyacımız var. İlk olarak 30 cm çapında yuvarlak bir tepsiyi yağlıyoruz, sonra yufkalarımızdan birini buruşuk bir şekilde yağladığımız tepsiye yayıyoruz, kenarlarını da biraz yükseltiyoruz (tart hamuru gibi). Daha sonra kalan 2 yufkayı rulo yapıp, 1 cm kalınlığında kesiyoruz, böylece uzun ince şeritlerimiz oluyor; bu şeritleri de karışık bir şekilde tepsideki yufkanın üzerine yayıyoruz. Daha sonra 2 yumurta, 1 çay bardağı sıvıyağ, 1 çay bardağı süt ve 1 çay bardağı sodayı çırpıp tepsideki yufkaların üzerine döküyoruz. 10 dak kadar beklettikten sonra istediğimiz harcı üzerine koyup fırınlıyoruz.

7 Ağustos 2007 Salı

Hasrete Dayanamadım

Geçenlerde Boğaz Köprüsü'nden geçerken deniz öyle cezbedici görünüyordu ki, kendimi masmavi sulara atmamak için zor tuttum. Baktım bu deniz hasretinin sonu kötüye gidecek, ben de hafta sonu soluğu Ayvalık'ta aldım yine :)) Geceden bindim otobüse, sabah güzel bir Ayvalık sabahına günaydın dedim, bir gece kaldım ve ertesi akşam da hoşçakal Ayvalık diyerek rüyadan uyandım. Tamam kabul ediyorum yorucuydu ama öyle güzeldi ki, değdi kesinlikle; hatta tekrarını bile yapabilirim :))) (malum bu aralar leyleği havada gördük, inmiyor bir türlü yere)

İki günde, ortalama bir insanın 10 günde girebileceği kadar çok girdim denize. Sahile inip kendimi denize attığımda, yol yorgunluğu falan demeyip kesintisiz 4 saat denizde kaldım, sanki o güzel sularda yüzmeyi depoladım beynime, kalbime. Sonra azıcık dinleme, terar deniz, su içme molası, tekrar deniz :))) Akşam arkadaşlarla bizde lazanya partisi yaptık. Ne zamandır benden lazanya istiyorlardı, kısmet bu güneymiş. Zaten ben gitmeden malzeme listesini gönderdim, malzemeler alınmış, bir de sitede söylenti çıkarmışlar "İtalya'dan özel aşçı getiriyoruz, lazanya yapsın diye" şeklinde. Bilsem birkaç kelime İtalyanca öğrenirdim, bütün gece mamma mia ve si diyerek dolaştım ortalıkta :)) İmece usulü hazırlanmış, lazanya, tavuk pane, patates, beyaz peynir, patlıcan salatası ve beyaz şaraptan oluşan mütevazi masamızda nasıl da keyifli saatler geçirdik.

İkinci gün, muhteşem bir tekne turu yaptık; her ne kadar öğlenden sonra hava bize biraz sürpriz yapsa da ben yolculuğu teknenin arkasında, dalgaları yara yara gidişini ve ardında bıraktığı köpükleri mutlu mutlu izleyerek sürdürdüm. Bir koyda mola verdiğimizde, hava iyice bozmuştu ama ben azimliydim yine denize girmek için, teknedeki herkesin ve civar teknelerdekilerin şaşkın bakışları arasında dalıverdim denize :))) Zevk aldım almasına da deli damgasını da yedim yine :)

Ve tabi yol boyunca elimde makine, bütün yelkenli teknelerin fotoğrafını çektim ve belki bir gün benim de bunların kardeşi büyüklüğünde bir teknem olur diye hayal kurdum dalgalara bakıp bakıp.

Hava pek iyi olmadığı için koyları çok fazla gezemedik ama uzunca bir müddet Cunda Adasında demirli kaldık. Biz de sanki daha önce hiç görmemiş gibi yine gezdik adanın her yerini, enfes Ada Lokmasından lüplettik, bol bol fotoğraf çektik; dönüşte hava iyice bozup, biz iyice üşümeye başlasak da ben havluya sarınıp mutlu mutlu sırıtmaya devam ediyordum yine.

Ne diyeyim, öyle muhteşem iki gündü ki, tadı damağımda, lezzeti kalbimde kaldı.

2 Ağustos 2007 Perşembe

Yeni Ciciler ve Tahinli Kurabiye

Piknik sonrası Ayşemin hasretine dayanamadım, soluğu Bake Shop'ta aldım. Bir önceki oyuncaklarımdan sonra, yine güzel güzel oyuncaklar aldım kendime. Artık silikon bir merdanem, kırmızı ve mavi gıda boylarım, bebek önlüklü ve biberonlu kurabiye kalıplarım (eee aramıza katılacak bebişlerimiz var ya) veeeeeee yelkenli kurabiye kalıbım (Ayşem, seni çok seviyorum :))) var. En kısa zamanda oyuna başlıyorum :)))) Bake Shop'ta Tütü ile tanıştım, Ayşem'le yine kahkası bol sohbetler yaptık; tükkanın su stoklarını tüketene kadar su içtim :))), Ayşemin nefis kurbişlerinden lüplettim. Sonra Ayşem bana kurbişlerden yolluk (!) verdi. Gönül isterdi ki kutusu ile birlikte kurbişlerin de fotoğrafını çekeyim; ama maalesef mümkün olmadı. Niye? Çünkü hepsini eve gelmeden, yolda yedim bitirdim. Niye yolda yedim? Eeeee, adı üstünde "yolluk", ben Ayşem'in sözünü dinlerim. Yediğim için pişman mıyım? Hayır. Niye? Çünkü çok lezzetliydiler :))))) Kurbiş deyince aklıma geldi, Müge'nin merakla beklediği ve Pınar'a tekrar yapılacaklar listesine eklediğim kurabiyelerin tarifini de yazayım bari dedim.

Bu kurabiyelerin benim için önemli bir özelliği var aslında: mutfakla yeni yeni tanıştığım zamanlarda, "aldığı kadar un" kavramının anlamını idrak ettiğim ilk kurabiyelerdir kendileri. Zira daha önceleri -"aldığı kadar un" da ne demek, malzemeleri büyük bir kapta karıştırırsan çok alır, daha küçük bir kapta karıştırırsan az alır- şeklinde felsefi bir düşünceye sahiptim :))) Efenim gevezeliği bir tarafa bırakırsak kurabiyelerin yapılış aşamaları şöyledir: 1 su bardağı tahin ve 1 su bardağı toz şeker karıştırılır. Daha sonra içine 200 gr margarin veya tereyağı (oda sıcaklığında yumuşayıp, kendinden geçmesi gerekmektedir), 1 yumurta sarısı (ki bunun da oda sıcaklığında olması tercih sebebidir) ve evde varsa 1 paket vanilya eklenerek karıştırılır. En son aldığı kadar un (!) ilave edilerek, meşhur kulak memesi kıvamında bir hamur elde edilir ("aldığı kadar un" ve "kulak memesi kıvamı" kavramları ile arası hoş olmayanlara bir not: yaklaşık 3,5 su bardağı un gidiyor). Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alınıp yuvarlanır, üzerlerine hafifçe bastırılır, üstleri önce hafifçe çırpılmış yumurta akına, sonra da dövülmüş ceviz içine bulanarak, önceden 180 derecede ısıtılmış fırında 20 dak. pişirilir; daha sonra fırının derecesi 130 dereceye getirilerek "eh artık yeter, yanacak bunlar" denene kadar pişirilmeye devam edilir (bu aşama, kurabiyelerin içlerini çekmesine yardımcı oluyor; yoksa içleri tahin tahin kokuyor). Bundan sonrasında da afiyetle yenme aşaması var ki bunu tarif etmiyorum. Zira her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır :))

Bu arada kurabiyelerin fotoğrafı için Sinan'a teşekkürü bir borç bilirim.