30 Temmuz 2008 Çarşamba

Portakallı Dondurma (Ama Çikolata Kasesiz)

Bu postun öyle çok konusu var ki; başlık konusunda uzun uzun düşündüm. En sonunda portakallı dondurmada karar kıldım... Çok yaratıcıyımdır, tutmayın beni :)))))

Efendim herşeyden önce Prenses Tuanamız bugün itibarı ile öpülüp koklanmak üzere aramıza katılmış bulunmakta. Anneciğinin de kendisinin de sağlıkları yerindeymiş. Canım Selenimi, eşini ve tüm ailesini can-ı gönülden tebrik ediyorum; Tuana prensese de mutluluk, sağlık, neşe ve huzur dolu bir ömür diliyorum. (Prensese Not: Sakın teyzem yok diye üzülme, bir sürü teyze adayın var senin, istediğini/ istediklerini seçmen üzere :)))) )

Bu portakallı dondurmanın orijinali burada. Biliyorum ikisi karşılaştırıldığında çok kötü bir taklit olarak arz-ı endam ediyor benim dondurmam ama "ben yaptım, çok da güzel oldu" diyerek avutuyorum kendimi :))) Bilenler bilir, ben Burçine bayılırım; o çikolata kasesinin içindeki portakallı dondurmasına ise büsbütün bayılırım. İlk aşama portakallı dondurmayı yapmaktı, ikinci etapta dantel gibi işlenmiş çikolata kaseleri var, hadi hayırlısı... Bu arada ben sayfamın ismini değiştirmeyi düşünüyorum, burcinindenemelerindendenemeler.blogspot.com, ne dersiniz?????????

Yapmaya niyetlenip niyetlenip de yapamadığım dondurmayı, bir gece yarısı bir hışım yapmaya girişmeme ön ayak olan da Sevgili Neslihan'ın Yazlık Lezzetler'i oldu. Her ne kadar benim için en yazlık lezzet bademli bir magnum olsa da mis gibi portakal kokulu bir dondurma da magnumun yerine geçebilir diye düşünüyorum, e ne yapayım o kadar emek verdim :))))

Tarifin orijinali, Burçinin sayfasında. Ben sadece, kalan kremayı kullanamayacağım için 1 paket kremadan hazırladım.

Malzemeler:

  • 170 gr toz şeker (1 su bardağı+1 tepeleme yemek kaşığı)
  • 1,5 adet orta boy portakalın suyu ve kabuğunun rendesi
  • 200 ml krema (1 su bardağı)
  • 180 gr yoğurt (1 su bardağından tepeleme 1 yemek kaşığı eksik)

Hazırlanması:

Burçin ne dediyse onu yaptım.

Şimdi Zerrinin konuları birbirine bağlamasından feyz alarak; üç konuyu bağlıyorum: Burçinin beni benden alan portakallı dondurması, Prenses Tuananın şerefine Neslihan'ın Yazlık Lezzetlerine misafir olsun...

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Barınak'ta Balık Keyfi

Artık hafta sonları çalışmıyorum ya, iyice şımardım ben. Bir hafta sonunu bile boş geçirmiyorum. Tabi durum böyle olunca yıllar yılı pazartesi sendromu nedir bilmeyen bünyem feci bir pazartesi sendromuna yaşıyor; neyse ki 1-2 saat içinde geçiyor.

Hafta sonu, cumartesi günü Emel ve Pınarları ağırladıktan sonra pazar günü akşam yemeği için soluğu Rumeli Fenerinde, Barınak'ta aldım. Burayı Sebla öyle güzel, öyle keyifli anlatmış ki, yazısını okuduğumun ertesi günü telefona sarılıp rezervasyon yaptırdım :))) İyi ki yaptırmışım ve iyi ki Sebla anlatmış Barınak'ı...

Her ne kadar rezervasyonumuzu kayıt etmeyi atladıkları için, bizi yarım saat bekletseler de ve yoğunluk dolayısıyla servis birazcık yavaş olsa da, salatasından mezelerine, yemeklerine kadar yediğimiz herşeyin müthiş lezzetli olması tüm sıkıntıları telafi etti.

Favorilerim, kesinlikle ve de kesinlikle balık köftesi, balık kavurması, karides ve kalamardı.

Hemen ertesinde pazartesi sendromu olsa da, Fenerin havası ve balıkların lezzeti daha nice pazartesi sendromlarına bedeldi.

Not: Fotoğraflar buradan alınmıştır.

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Sürpriz Olamayan Sürpriz :))

Hani bizim Pınarımız var ya; Can Ağa'nın çok tatlı annesi, Armağan'ın birtanesi, herkesin güleryüzlüsü Pınarımız, yıllar önce bugün doğmuş; 19 Temmuz O'nun doğum günü olmuş.

Bu yıl 19 Temmuz daha öncekilerden bir parça daha farklı olacaktı Pınar için, çünkü bu yıl pastasının mumlarını bir anne olarak, Can'ı ile birlikte üfleyecekti. Sıradan bir doğum günü olmamalıydı; biz de Emel'le düşündük, taşındık, son anda bir sürpriz yapmaya karar verdik.

Araya Emel'in yeğeninin doğumu sıkışsa da, planlama aşamasına Armağan'ın verdiği süper destek ile planlarımızı gerçekleştirebildik. Planlarımızı gerçekleştirmesine gerçekleştirdik de, arada hiçbir falso vermememize rağmen, son derece dikkatli davranmamıza rağmen Pınar sürprizimizi anladı. Nasıl mı? Kalbi temiz, hem de çok temiz... Böylece bizim sürprizimiz, sürpriz olamayan bir sürpriz oldu :))))

Yine de biz çok güzel bir gün geçirdik; yedik-içtik, güldük, eğlendik ve galiba ben tek başıma misafir ağırladım :)))) Panik yapmadım desem yalan olur; hele dün gece 10'da eve geldiğimi ve henüz ortada hiçbir şey olmamasına rağmen 1 saat boyunca evi süslemekle oyalandığımı düşünürsek, paniklemekte ne kadar haklı olduğum da ortaya çıkacaktır herhalde :))

İşte Pınar ve Armağan'ın objektifinden kahvaltı soframız:

Ekmeklerimiz

Patatesli kekimiz

Mısır unu kekimiz ve kanepelerimiz

Güveçte Sucuğumuz

Peynirli Kırmızı Biber Kavurmamız

Patates Salatamız

Portakallı "Pınar" Kurabiyelerimiz

Emel'in yaptığı ama masaya sonradan eklendiği için fotoğrafını çekmeyi atladığımız enfes fındıklı kurabiyelerimiz

Ve son olarak iyi ki doğdun pastamız

Her ne kadar pastayı şeker hamuru ile kaplamak ve fotoğrafları yenilebilir kağıtlara bastırıp, şeker hamurundan çerçevelerin içine yerleştirmek gibi bir düşüncem olsa da, gece 10'da şeker hamuru alabileceğim bir nöbetçi pasta malzemecisi bulunmadığından pasta adayımız, krema ile kaplandı, Gülriz pasta kenarı sıvamayı beceremediğinden ortaya çıkan ayıplar için rulo gofret kullanıldı, fotoğraflar da çöp şişlere monte edilip pastaya saplandı. Ve pastamız Pınar tarafından kucağında Can Ağa ile birlikte kesildi.

Çok Sevgili Pınarcığım, iyi ki doğdun ve iyi ki hayatımıza girip güzel bir renk oldun. Güleryüzünün hiç solmadığı; en kıymetli hazinenin, Can'ın ve Armağan'ın sevgisinin hiç eksik olmadığı; gönlünden geçen her güzel şeyin gözünü açıp kapayana kadar gerçek olduğu nice güzel yıllar diliyorum.

Seni çok seviyoruz

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Galiba Ben Geldim

Galiba ben geldim artık. Kocaman bir Haziran ayını tek bir satır bile yazmadan geçirdikten sonra, "ben geldim, size de peynirli börek yaptım" demek olmazdı herhalde :))) O yüzden kısa bir özet akışı geçmekte fayda var diye düşünüyorum. Peynirli börek mi? Yahu bu saatte ne böreği canım....

İstanbul-İzmir 450 km derken söylediğim gibi, Mayıs sonunda abimizin düğününü yaptık. Yukarıda görülmekte olan nikah şekerleri toplamda 500 adet olarak ellerimden çıktı; tarafımca kurabiye yapmaktan daha kolay olacağı düşünülse de 500. nikah şekeri sonrasında kendimi sokaklara atıp mutlu mutlu sırıtmam durumun hiç de o kadar kolay olmadığını gösterdi.

Bir yandan bu koşturmacalar, diğer yandan Haziran başı itibarı ile işimden ayrılacak olmam dolayısıyla yaşanan yoğunluk yordu beni veeeee benden beklenen şeyi yaptım, kısacık da olsa 2 iş arasına bir Ayvalık kaçamağı sıkıştırdım. Ruhumu dinlendirdim bir parça da olsa...

Ve Haziran ortası itibarı ile yeni işime başladım. Bu ne demek? Bu yaz tatil yok demek :(((( E ne yapalım, koydum masama deniz temalı kalemliklerimi, süslerimi ve başladım çalışmaya. Artık home office çalışmıyorum, mesai kavramına alışmak benim için hayli zor olsa da hafta sonları çalışmıyor olmanın dayanılmaz hafifliğine değer diyorum. Evet, ben artık hafta sonları çalışmıyorum.

Hafta sonları çalışmayınca, hafta sonu programları doyasıya yapılıyor; tıpkı Pınar ve Emelle yaptığımız kurabiye günü gibi. İki hafta önce, Emel misafir etti bizi. Bahçede mis gibi bir kahvaltı yaptık, Emel'in sadece kuş sütünü eksik bıraktığı masamızda; kuzucukları sevdik bol bol; sonra Emel'in yeğeni için bir posta kurabiye yaptık hep beraber. Planımız eşlerinin çocuklara bakması idi ama sağolsun Armağan kendsini süper kurabiye tasarımlarına kaptırınca Can Paşa'ya bakmak da Pınar'a düştü :))) Çok keyifli bir gün geçirdik biz hep beraber, süper bir kurabiye ekibi olduk :))))

Armağan'a Not: Bir yandan Emel, bir yandan ben rezil ettik seni blog alemine :))))