29 Aralık 2009 Salı

2009 Yılı Bilançosu

Ben işletme okudum. Oldum olası iyiydi muhasebem; genel muhasebe, maliyet muhasebesi, enflasyon muhasebesi... Hepsiyle iyiydi işte aram. Bir beceremediğim hayat muhasebesiydi benim. Hani adettendir ya, her yılın sonunda yapılır geçmiş yılın muhasebesi, işte en başarısız muhasebemdi o. Tutturmayı beceremezdim bir türlü bilançoyu, hep pasifler açık ara öne geçerlerdi. İnanması çok güç ama bu sene tuttu benim bilançom; hem de hiç açık vermeden, bir çırpıda dengeleyiverdi aktifler pasifleri... İşte başlıca bilanço kalemlerim:
Aktifler:
  • Hayatımın en güzel, en muhteşem ve en başıma buyruk 5,5 ayını geçirdim. Bana kazandırdıklarını, yüzümü gülümsetenleri saymaya sayfaların yetmeyeceği bir 5,5 ay çaldım ben hayattan.
  • Tarifi imkansız ama çok çok güzel duygular yaşattı 2009 yılı bana.
  • Her fırsatta “yapmak lazım” dediğim güzelliklere vakit ayırmayı öğrendim bu yıl. Hele haftada 3 saat vakit ayırdığım tiyatro atölyesi ile 4 saatlik ispanyolca kursu yüzüme kocaman bir gülümseme konduruyor her dakika.
  • Tezimi yazmaya başladım adım adım, hatta ilk tez izleme komitesini bile atlattım 2009’un son ayında.

Pasifler:

  • Hayatımın en güzel 5,5 ayı gerisinde tarifsiz bir özleme duygusu bıraktı. Başımı yastığıma koyduğumda gözlerimin önünden gitmeyen dost gözler kaldı geriye; sokaklar, caddeler, su kenarları, yürüdüğüm yollar kaldı; bir güzel ev/ yuva kaldı. Uzuuuun uzuuuun denize bakarken karşımdaki masmavi denizi göl sanmamı; iyot kokusuna vardığımda, yüzümü denize dönüp kahvemi yudumlarken hep arkamdan bir tren geçeceğini düşünmemi; bazen katran kokusunu duymamı saymıyorum bile.
  • Keşkeler bıraktı bu yıl hayatımda, hem de bolca. Hem de bu yaşa kadar asla bir cümlenin başına koymadığım, kendisini çok anlamsız, çok gereksiz bulduğum “keşke”ler yerleşti hayatıma. Yaşlanmaktan olsa gerek, çok keşke demeye başladım ben...
  • Sosyal Bilimler Enstitüsünün gereksiz ve uzuuuuuuuuuuuuun bürokrasisi ömrümden ömür çaldı bu yıl da.

Böyle işte bu yılın bilançosu. Acaba bu yıl aktifler mi fazlaydı hayatımda yoksa pasifler mi az? Yoksa aktif pasif dengesi aynıydı da ben mi daha pozitif bakar oldum hayata? Kimbilir belki de bu yıl başabaş noktasındayımdır, sıfır kâr noktası gibidir belki de 2009. Belki de 2010’dan itibaren yine tutturamayacağım bilançoyu ama bir farkla, aktifler geçecek belki de açık ara öne. Malum, herşey bir bakış açısı...

Biliyorum, hiç uymuyor benim muhasebe genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine ama bende de muhasebe böyle.

Hayata bakış açımızın daha pozitife döndüğü nice güzel yıllar diliyorum hepimize.

26 Aralık 2009 Cumartesi

1. Tez İzleme Komitesi: TAMAM

Bunu da atlattık, darısı bundan sonrakilerin başına. Master tez jürisi, doktora yeterlilik jürisi, doktora tez öneri jürisi, doktora tez izleme jürisi derken ömrümün jüriler karşısında titremekle ve ecel terleri dökmekle geçtiğini düşünmekteyim. Minimum 15 gün öncesine dayanan stresi ve stresin dışa vurumları olan uçuklar, sivilceler ve aftlar da cabası... Yine de anlık rahatlama hissini doyasıya yaşıyorum, ne de olsa bir sonraki jüri 6 ay sonra =)

18 Aralık 2009 Cuma

Gece Üç Beş Nöbetleri

Sevgili Dünlük,

Bakma böyle 32 diş tekmili birden sırıttığıma, karışığım ben bu aralar. Kafa bulaşık teli gibi, kafanın bu karmakarışık halinden bünye de nasibini aldı tabi, manik depresif ruh hali ile takılıp duruyoruz.

Okul dondurmuş olduğum kaydımı açmaya karar vermiş, sağolsun. Yaklaşık 3 ay düşündüler ama buldular doğru yolu sonunda. Tez izleme komitesi salı günü toplanacaktı ne güzel, olup bitecekti; ertelendi, cumaya kaldı. Sorun çıkmasa bari diyorum, kendisini beynimin en ücra köşelerine gönderirken.

Sonra yılbaşı geliyor, yıllar pek mi çabuk geçmeye başladı yoksa ben mi yaşlanıyorum bilmiyorum. Pek çok keşke demeye başladım ben bu aralar, oysa hiç adetim değildi.

Fotoğraf dün geceden, güzel yürekli bir arkadaşın doğum gününden. Şekilden de göründüğü üzere manik durumdaydım; artık pozitif enerjiden midir, Bülent Ortaçgil sevgisinden midir bilinmez.

Şimdi düşünüyorum, ne olsa böyle sırıtırım 32 diş? Güneş açsa denize çıksak mesela ya da kar yağsa böyle diz boyu da yuvarlansak beyazlarda, ne güzel olurdu... Ya da Portekiz'e gitsek, Mafalda Ablayı canlı canlı dinlesek, kendimizden geçsek, imortais'i söylesek 0 km Portekizcemizle, güzel olurdu be dünlük... O zaman sırıtırdım yine böyle

1 Aralık 2009 Salı

San Francisco- 3.Gün

Sabah saat 6, San Francisco'daki 3. günümüz. Yorgunum, hem de çok yorgunum ama yine de sabah kahvemi içmeden bile gülümseyebiliyorum güne, ne güzel :))) Bugünkü plan belli, önce iki gündür iç geçire geçire baktığımız Pier 39'da vakit geçireceğiz uzun uzun. Sonra da San Francisco'nun inişli çıkışlı sokaklarını ve güzel evlerini görelim diyoruz kendi kendimize. Bugün üç kişi olduk San Francisco sokaklarında: Güneş, ben ve valizimiz. Biz yürümeye alışığız da, valiz o kadar çekilmeye pek alışık değilmiş, pat pat düştü sokaklarda ama yine de gıkı çıkmadan gezdi bizimle. İlk istikamet Pier 39 deyip soluğu waterfrontta alıyoruz. O da ne, farmers' market kurulmuş buraya; Seattle'dakilere nazaran daha büyük geliyor gözümüze, hemen ufak bir tur atıp kendimize kahvaltılık birşeyler alıyoruz.

DSCN8477

DSCN8472

DSCN8484

Bu sefer istikamet Pier 39 :))), yolda bile çok az oyalanıyoruz ama yine de birkaç fotoğraf çekmeden edemiyoruz.

DSCN8501

DSCN8521

En sonunda ulaşıyoruz hedefe, önce kahvelerimizi alıp kahvaltı faslını hallediyoruz, sonra gülümseye gülümseye tadını çıkarıyoruz bulunduğumuz noktanın.

DSCN8570

DSCN8577

DSCN8579

DSCN8580

DSCN8582

DSCN8604

DSCN8627

Atlı karınca bize bu kadar göz kırpınca, dayanamıyoruz biz de, çocukluk yapma isteğimize engel olamıyoruz.

DSCN8670

Deniz aslanları bizi çağırıyorlar bağıra bağıra, davete icabet etmemek olmaz, gidiyoruz ama laf aramızda çok fena kokuyorlar, fazla dayanamıyoruz kendilerine

DSCN8683

Akvaryuma da şöyle bir göz atıp, el sallıyoruz Pier 39'a (ben daha çok teknelere el sallamışım ama olsun :)))

DSCN8758

Pier 39'a veda ettikten sonra Güneş, ben ve valizimiz salıyoruz kendimizi San Francisco'nun inişli çıkışlı sokaklarına. Çıkışlarda valizimiz biraz mızmızlanıyor ama yine de bizi yarı yolda bırakmıyor.

DSCN8775

DSCN8784

DSCN8794

IMG_3023

DSCN8817

DSCN8828

DSCN8839

İlk gün şehri gezmeye Union Square'den başlamıştık, orada da sonlandıralım diyoruz ve bu üç gün hayattan çaldığımız en güzel tatillerden biri olarak kazınıyor hem beynimize, hem kalbimize...

DSCN8911

DSCN8920

DSCN8921

26 Kasım 2009 Perşembe

San Francisco- 2.Gün/ 2. Perde

de Young Museum sonrası soluğu Golden Gate'de alıyoruz. Ulaşmak bir hayli zor olsa da, geldiğimize değiyor.

DSCN8102

DSCN8114

IMG_2834

Köprünün üzerinde yürümek çok keyifli, "bir gün intihar etmeye karar verirsek, kesin buraya gelelim" diyoruz birbirimize. Rüzgar bizi döve döve, biz gülümseye gülümseye daha köprünün ilk ayağına kadar ancak yürümüşken aklımıza bugüne planladığımız Golden Gate Bay Cruise geliyor; mecburen geri dönüyoruz. İstikamet Pier 43, ileri

DSCN8176

DSCN8192

DSCN8213

IMG_2898

Bu sefer işimi şansa bırakmadım, dilek tuttum köprünün altından geçerken :)

DSCN8238

Bizim mont, başlık, atkı, ne bulursak giydiğimiz bir havada, sörf yapan bu amcanın önünde saygı ile eğilmeyi ihmal etmedik tabi

DSCN8244

DSCN8246

Ve Alcatraz Hapishanesi

DSCN8306

DSCN8315

DSCN8318

DSCN8321

Titreye titreye motordan indiğimizde, akşam yemeği için saatin daha erken olduğuna karar verip önce birazcık alışveriş yapıyoruz Fisherman's Wharf'da, sonra da kendimizi Wax Museum'a atıyoruz. Sağolsun, Obama karşılıyor bizi.

DSCN8323

DSCN8334

DSCN8343

DSCN8349

DSCN8369

DSCN8376

DSCN8378

DSCN8439

Artık yorgunuz, mecalimiz kalmamış. Azıcık yürüyüp kendimizi Pier 39'a atıyoruz, öyle güzel öyle şenlikli ki ama bizim ne gezecek ne de fotoğraf çekecek halimiz kalmamış. Apar topar fish&chips ile birer bira yuvarlayıp doğruca otelimizin yolunu tutuyoruz.

DSCN8455

Ayakkabılarımı çıkarıp kendimi yatağıma attığımda neler hissediyorum bilmiyorum ama bütün gece yarım saatte bir ayaklarımın ağrısı ile uyandığımı ve kendimi sık sık "Allahım, gezmekten ölen ilk insan ben mi olacağım?" diye söylenirken yakaladığımı hatırlıyorum. Yine de uykunun tadını çıkarıyorum sabah 6'ya (!) kadar.
* * * * * *
PS: Bayramınız kutlu olsun diyecektim ama baktım Çakıl kadar iyi söyleyemiyorum, o yüzden bu işi O'na devrediyorum.