29 Eylül 2007 Cumartesi
Uzun Sessizliğin Ardından
21 Eylül 2007 Cuma
Hoşgelesin CAN'dan, Hoşgeldin CAN'a
13 Eylül 2007 Perşembe
Neleri Severim?
Ben de sobelendim, Sevgili Burçin sobeledi beni; bu benim ilk sobem, umarım yanlış bir şey yapmam. Şimdi sevdiğim 3 şeyi sıralayacağım ama bunlar profilimde yazdıklarım olmayacak, malumunuz İstanbul, Foça ve yelken sevdası var içimizi yakan; bir de kitap, kahve ve mutfakta birşeyler yapmaya çalışmak... Sevdiğim 3 şey olacağına göre, sevdiğim insanlar da kapsam dışı, hem ne mutlu ki sevdiğim insanların sayısı üçü çooook aşıyor :) O zaman tüm bu koşullar altında sayıyorum:
- Herşeyden önce denizi severim, hem de çok severim; dalga seslerini dinlemeyi, güneşin denizin üzerinden doğuşunu ve batışını seyretmeyi, teknenin kıçında oturup dalgaları yara yara yol alışını izlemeyi, vapurda martılara simit atmayı, kısacası içinden deniz geçen herşeyi severim.
- Denizle çok bağlantılı ama yüzmeyi severim. Bıkmadan, usanmadan saatlerce yüzmeyi, hele hele kimsenin cesaret edemediği zamanlarda -soğuk havalarda, geceleri, deniz buz gibiyken vs- efelene efelene denize girmeyi severim.
- Bunu kimseye söylemeyin ama duş alırken ayaklarımla çıpır çıpır sulara vurmayı çoooook severim.
Bu arada saydığım herşey galiba suyla ilgili. Acaba bende ördek cinsi mi var ki?
Ben kimi mi sobeliyorum? Eğer kabul ederlerse Münevver Ablayı, Hülyayı ve Mügeyi sobeliyorum. Hadi bakalım söyleyim, siz neyi seviyorsunuz?
10 Eylül 2007 Pazartesi
Sonradan Kavalalı Olma Kurabiyelerim
Bilmem kökenimde var olan göçmenlikten, bilmem başka birşeyden ama her türlü politik çekişmelere rağmen Yunanistan'ın benim için yeri bir başkadır. Mitolojisinden başlamak üzere felsefesi, coğrafyası, yemek kültürü her zaman ilgimi çekmiştir. Birkaç hafta önce Sevgili Müge'nin Yunanistan ile ilgili yazdığı yazısı ve Sevgili Burçin'in yaptığı bademli kurabiyeler aklıma Kavala Kurabiyelerini düşürüverdi.
Meraklısı bilir, Kavala Kurabiyesi, Yunanistan'ın meşhur bademli kurabiyesidir. Bildiğim kadarıyla bu kurabiyeler Kavala'daki bir kurabiye atölyesinde, Makis Yosufidis isimli Konyalı bir Rum tarafından üretiliyor ve sadece Atina'ya yılda 50.000 ton Kavala Kurabiyesi yapıyorlar. Türkiye'de ise Edirne'deki Keçecizade tarafından üretiliyor. Yani bu kurabiyeleri yiyebilmek için Yunanistan'a ya da Edirne'ye giden yakınlara biraz şımarmak gerekiyor, birkaç kutucuk getirsinler diye. İstanbul'da satış yapan bir yer var mıdır diye araştırdığımdaysa, Bağdat Caddesinde Choclateci diye bir yerde de satıldığındını öğrendim, en kısa zamanda oradan da alıp deneyeceğim.
Bu kurabiyeler evde de yapılabilir mi diye düşünüp, ufak çaplı bir araştırma yaptığımda Sevgili Nilay'ın sayfasını keşfettim, sayfasının URL'sini bir kenara kaydettim, fakat kurabiyeleri yapacağım gün sayfaya giremedim. Yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam, daha denemeden tarifi kaybettim diye çok korktum. Neyse ki 2 gün sonra sayfaya ulaşabildim ve bu enfes kurabiyeleri deneme şansına sahip oldum. "Tadı Kavala Kurabiyesinin aynısıydı, hiç farkı yoktu" diyemem ama çok çok çok benzer bir lezzet elde ettim. Bir dahaki sefere, eğer bulabilirsem portakal çiçeği esansı da katacağım; belki o zaman daha da yaklaşabilirim tadına.
Kurabiyelerin tarifi her ne kadar Sevgili Nilay'ın sayfasında olsa da ben birtakım değişikliklerle yarım ölçü yaptım, o yüzden yaptığım şekli ile tekrar yazmak istiyorum.
Malzemeler:
- 2 su bardağı un
- 125 gr. tereyağı (oda sıcaklığında)
- 1/2 çay bardağı sıvıyağ
- 1 çay bardağı pudra şekeri
- 1 çay bardağı badem (kabukları soyulmuş ve iri iri doğranmış)
- 1 yumurta
- 1/2 paket kabartma tozu
- 1 paket vanilya
- bir çimdik tuz
Yapılışı:
- İlk olarak unu, çok kısık ateşte, sürekli karıştırarak rengi değişene kadar kavuruyoruz (yaklaşık 40-45 dakika kadar kavruluyor) ve kavurduğumuz un iyice soğuyana kadar bekliyoruz (kavrulan un, çok geç soğuyor; ben 2 saate yakın bekledim soğuması için).
- Un iyice soğuduktan sonra, unun 1 bardağını yoğurma kabına koyuyoruz (geri kalan 1 bardağını azar azar ilave edeceğiz); içine tüm malzemeleri koyup karıştırıyoruz. Kulak memesi kıvamını bulana kadar ayırdığımız undan ilave ediyoruz.
- Yoğurduğumuz hamura şekil verip, önceden ısıtılmış fırında 20-25 dakika kadar pişiriyoruz. (Kavala Kurabiyesinin orijinal şekli hilal olmakla birlikte, hilal şeklinde kalıbım olmadığından ve unun kavrulma ve soğuma süreleri göz önüne alındığında uzayan saatler sonucunda uyku gözlerimden aktığı için bardakla hilal şekli vermeye uğraşamadığımdan benim kurabiyelerim hilal değil dolunay şeklinde oldu. Tembellikten değil kesinlikle, dolunay daha romantiktir ya, o açıdan :))))
- Soğuduktan sonra üzerine pudra şekeri eliyoruz.
Bu tarif de benim "malzemeler"," yapılışı" şeklinde yazdığım ilk tarif oldu ama kesinlikle böyle bir ciddiyeti hak ediyorlar. Benim sulu zırtlak anlatımımla yazılabilecek bir kurabiye tarifi değil bu. Meraklılarına afiyet şeker bal olsun.
6 Eylül 2007 Perşembe
Yaz İskenderi
Evde yalnızsanız, karnınız açsa, dolapta hiç yemek yoksa, dışarı çıkmaya çok üşeniyorsanız ne yaparsınız? Ya telefonla sipariş verirsiniz ya da dolapta bulduğunuz ilgili ilgisiz şeylerle yiyecek birşeyler yapmaya çalışırsınız. Ben ikinci yolu tercih ettim. Dolapta var olan bir domates, yarım yufka ve buzluktaki ufacık bir parça köfte ile birşeyler yapmaya çalıştım; adını da yaz iskenderi koydum. Önce yufkayı sigara böreği saracak gibi kestim, kestiğim her bir yufkanın her yerine fırça ile su sürdüm, her bir parçanın uzun kenarına bir çöp şiş koyup sigara böreği sarar gibi incecik sardım, sonra çöp şişi yufkanın içinden çekip yarım santim kalınlığında kestim. Sonra kestiğim yufkaları kızgın yağda kızarttım (biliyorum çok karışık oldu ama en kısa zamanda fotoğraflayacağım). Diğer yandan buzluktaki köfteyi (çözülmeden) keskin bir bıçakla incecik dilimledim, teflon tavada kızarttım. Kızarmış yufkaların üzerine, kızarttığım köfte yapraklarını dizdim, en son domates sosunu da üzerine gezdirip afiyetle yedim. Keşke evde yoğurt da olsaydı dedim, köfte ile sos arasına yoğurt da çok yakışırdı, değil mi?