Bir teşekkür de Müge'nin eşine, Sinan'a; bizi piknik alanına kadar taşıdığı, fotoğraflarımızı çekmek için üstün bir çaba sarf ettiği ve geri getirdiği için. Teşekkürler Sinan :) Ve son teşekkür: herkese, bu kadar güzel bir gün geçirdiğimiz için...
Bir teşekkür de Müge'nin eşine, Sinan'a; bizi piknik alanına kadar taşıdığı, fotoğraflarımızı çekmek için üstün bir çaba sarf ettiği ve geri getirdiği için. Teşekkürler Sinan :) Ve son teşekkür: herkese, bu kadar güzel bir gün geçirdiğimiz için...
Ara sokaklardan birinde bulduğum, küçücük çikolata dükkanına tam manasıyla vuruldum. İçeride çeşit çeşit çikolatalar, muhteşem bir dekorasyon, harika bir yerdi harika; kolumdan tutup çıkarabildiler ancak beni, çıkınca da fotoğraf çekmek bahanesi ile uzunca bir süre vitrinin önünde kaldım :) Bu arada çikolatalarının tadının da muhteşem olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
Veee bunlar da seri üretim kurabiyelerden kalan hamurla yaptığım kurabiyelerim ve seri üretimden kalan gelinler (damatları yedik bitirdik de, ah bu kadın milleti ah :))))))). Bu kurabiyeler, blog camiasında meşhur olan Anna'nın Çikolatalı Kurabiyelerinden. Tarife birebir uydum (sanki tarif değiştirmeyi becerebilirmişim gibi :))), sadece süt koymadım içine. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim, kesinlikle bu kadar popülariteyi hak eden bir kurabiye kendileri, önlerinde saygı ile eğiliyorum :)
Sonra gezmek biraz Cunda’yı, biraz Ayvalık’ı, biraz Sarımsaklı’yı. Ayvalık’ta Deniziçi Cafe’de oturmak, sanki denizin üstünde oturur gibi, Ayvalık tostu ile kahvaltı yapmak, ekmek ufalamak balıklara; sonra dolaşmak ara sokaklarda, eski binaların, Arnavut kaldırımlarının arasında ve alışveriş yapmak; peyniri, loru, zeytinyağını, lor tatlısını stoklamak eve. Sonra balıkhaneye uğramak, tazecik balıkları seyretmek, seyretmek yetmezse akşam yemeği için balık almak. Cunda'ya uğramak, Taş Kahve'de çay içmek; adanın tepesine çıkmak ve izlemek yeşille mavinin aşkını. Dönüşte Boşnak böreği almak, bol lorlu ve denizden çıkınca çayı demlemek, bir yanda Kaz Dağları bir yanda deniz ve hafif bir esinti eşliğinde afiyetle Boşnak böreği ve çay keyfi yapmak balkonda. Sonra Şeytan Sofrasında batırmak güneşi, geçen seneki yangını hatırlamak ve silmek gözümde biriken iki damla yaşı...
Ayvalık Şehir Kulübünde, sanki denizin üstünde oturur gibi oturmak; mis gibi mezeler yemek, kalamar tava, midye tava, deniz börülcesi, ahtapot, kabak çiçeği dolması; sonra kocaman bir Adabeyi Buğulaması, patatesli, havuçlu, kaşıklamak buğulamanın mis gibi suyunu; o da yetmezmiş gibi üstüne bir de fırınlanmış tahin helvası yemek, her çataldan sonra “hmmmm, muhteşem olmuş” diyerek :)))); çılgınlar gibi yerken unutmak fotoğraf falan çekmeyi…
Ve kitap okumak. Latife Hanım’ı okurken utanmak, kadınların seçme-seçilme hakkını ne kadar zor kazandıklarını düşünmek tekrar ve bunun kıymetini bilemeyenler olduğu için, sırf tatilini bölmemek için oy kullanmamayı düşünenler –özellikle de kadınlar- olduğu için üzülmek, çok üzülmek…
Efendim bugün 18:30 itibarı ile tatil moduna girmiş bulunmaktayım. Bir aksilik olmazsa 10 gün kadar bu modda kalmayı düşünüyorum. Dönünce görüşmek üzere :))))