28 Temmuz 2007 Cumartesi

Büyük Buluşmanın Ardından

Daha dün gibiydi, sevgili öğretmenim Burcu'nun sayfasında o kocaman mesajlı kurabiyelere bakıp kendimden geçmişken fark edivermiştim "create blog" linkini. Hadi oluşturayım bakalım derken ortaya çıkıverdi Bir Demet Papatya. İlk başlarda kendim yazdım, kendim okudum. Sonra iş, okul vs derken unutuverdim blogumu; bir mayıs günü dönüş yaptım bloguma, sonra baktım okuyanlar var, yorum yazanlar var; ziyaretler- yorumlar öyle bir bağladı ki beni bloguma, meğer o dönüşüm kesin dönüşmüş, anladım. Ne güzeldi, yüzünü hiç görmesem de zevklerini bildiğim, nelerden hoşlandıklarını, nasıl biri olduklarını az çok hayal ettiğim bir sürü arkadaşım olmuştu. Veeeee bugün, sevgili Tuba'nın fikir anneliğini yaptığı pikniğimiz gerçekleşti; sanal arkadaşlarımla tanışma şansım oldu. Yolda buluşanlar yolda buluşup vardık piknik yerine, piknik yerinde bir sürü blogcu bekliyordu bizi :))))))) Masalar kuruldu, örtüler örtüldü; diğer piknikçilerin şaşkın, endişe dolu ve "yok canım bu kadar da olmaz" bakışları altında mamalarımız çıktı çantalarımızdan. İşte mamaların çıkma anında midemde ufak çaplı bir hareketlenme başlamıştı: davullar, zurnalar, halaylar eşliğinde ufak çaplı bir bayram kutlaması başladı midemde. Ama şu mamalara baksanıza, midem haksız mı ki? Sonra Ayşemin kuzucuğunu sevdik uzun uzun. Bu arada bebi sadece kendi annesinin deli olduğunu sanırken, 20 civarında deli hatunla karşılaşınca ufak çaplı bir şaşkınlık yaşadı ama neyse ki oyuncaklara dalınca çabuk atlattı yavrucak :))) Ayşem'in hazırladığı şu muhteşem pasta arabada benim kucağımda geldi ve klimanın da etkisiyle burnumun içine içine giren çikolata kokusuyla kendimden geçmem üzerinde büyük bir rol oynadı :)) Bu arada, pastayı parmaklamamak için sergilediğim iradeden dolayı kendimi çok başarılı bulduğumu da söylemeden geçemeyeceğim. Pastamızı da Müge'nin önderliğinde elbirliği ile kestikten sonra lüpletiverdik. Pikniğin sonuna doğru, yediklerimizin etkisi geçmiş ve buluşmanın mutluluğuyla yerden kesilmiş ayaklarımız biraz olsun yere basmaya başlamışken, Bake Shop'un o güzel sürprizi ile tekrardan kendimizden geçmeyi başardık. Kalıplarımıza mı yoksa o enfes hediye paketlerine mi sevinelim bilemedik bir türlü. Ayşem ve Burcu'ya tekrar tekrar kocaman teşekkür :))

Bir teşekkür de Müge'nin eşine, Sinan'a; bizi piknik alanına kadar taşıdığı, fotoğraflarımızı çekmek için üstün bir çaba sarf ettiği ve geri getirdiği için. Teşekkürler Sinan :) Ve son teşekkür: herkese, bu kadar güzel bir gün geçirdiğimiz için...

27 Temmuz 2007 Cuma

Az Yazı, Çok Resim

Efendim bu post, "ben bu sıcakta öyle uzun uzun okuyamam, resimlere bakıp kaçacağım" diyenler için :) Dün işe geç gidecek olmanın verdiği rahatlıkla, sabah erkenden çıkıp Çengelköy'e Çınaraltı Kahvesi'ne kahvaltı yapmaya gittik. Masalar birleşti, örtümüz örtüldü, kahvaltılıklarımız, tabaklarımız-çatallarımız çıktı çantamızdan, Çengelköy Börekçisi'nden aldığımız enfes börekler kutularıyla koyuldu sofraya, çaylarımız ve menemenimiz de geldi masamıza, kekler, kurabiyeler afiyetle yendi :) Ve ben fotoğraf çekmeye doydum Çengelköy'de... İşte bize bu güzel sabah kahvaltısı ortamını sağlayan Çınaraltı Kahvesi'nin girişi Bu da Çınaraltı Kahvesi'ne ismini veren, tahminen 780 yaşında olan tarihi çınar:
İşte kahvaltı masamızdan enfes boğaz manzarası:

Ara sokaklardan birinde bulduğum, küçücük çikolata dükkanına tam manasıyla vuruldum. İçeride çeşit çeşit çikolatalar, muhteşem bir dekorasyon, harika bir yerdi harika; kolumdan tutup çıkarabildiler ancak beni, çıkınca da fotoğraf çekmek bahanesi ile uzunca bir süre vitrinin önünde kaldım :) Bu arada çikolatalarının tadının da muhteşem olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Veee bunlar da seri üretim kurabiyelerden kalan hamurla yaptığım kurabiyelerim ve seri üretimden kalan gelinler (damatları yedik bitirdik de, ah bu kadın milleti ah :))))))). Bu kurabiyeler, blog camiasında meşhur olan Anna'nın Çikolatalı Kurabiyelerinden. Tarife birebir uydum (sanki tarif değiştirmeyi becerebilirmişim gibi :))), sadece süt koymadım içine. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim, kesinlikle bu kadar popülariteyi hak eden bir kurabiye kendileri, önlerinde saygı ile eğiliyorum :)

25 Temmuz 2007 Çarşamba

Seri Üretime Geçtik :)

23 Temmuz 2007 Pazartesi

Günlerin Ardından

Tatil sonrası iş yoğunluğundan, bir haftadır nefes bile alamadım desem yeridir. Bir de üstüne dün seçim telaşesi; oyumuzu verelim, sonuçları izleyelim derken pelte gibi olduk yine :(( Geçen haftanın en güzel olayı “Hisseli Harikalar Kumpanyası”nı izlemekti. Geçen seferki gösterilerini kaçırmıştım, bu sefer ne olursa olsun kaçırmayacağım dedim kendi kendime, aldım biletimi. Cuma iş çıkışı soluğu Parkorman’da aldım. Tam 21:05’de başladı gösteri, 00:15’de de bitti; tabi o saatten sonra eve dönüş, ertesi gün tekrar iş, yorucu oldu birazcık ama değdi kesinlikle. Müzikal harikaydı, ne mutlu ki bu muhteşem müzikal yıllar sonra tekrar sahnelenmeye başladı da benim gibi ilkine yetişemeyen kuşaklar da bu şaheseri izleme fırsatına sahip oldu. Teşekkürler Erol Evgin, hem de binlerce kez… Kumpanyanın büyüsüne kendimi öyle bir kaptırdım ki, cumadan bu yana dinlendiğim tek albüm de yine Erol Evgin-İşte Öyle Bir Şey… Müzikal harikaydı da organizasyon ve seyirciler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Herşeyden önce, Parkorman’da amfi düzeni olmadığı için, arka sıralardan sahneyi görmek, oyuncuları seçmek pek mümkün olmuyor (selvi boylu değilseniz). Hadi bu bir altyapı problemi, ama beni en çok üzen ve sinirlendiren geç kalmalar oldu. Sinemada bile geç kalan insanlar ilk seansı izleyemiyorlar ama burada saat 22:15’e kadar geç gelenlerin yerleşmesi bitmedi. Çıldırmak üzereydim, yer göstericiler önde, geç kalanlar arkada, yer arıyorlar, yerlerini bulduklarında uzun süre oturamıyorlar, onlar oturduktan sonra da olay bitmiyor, bu sefer yer göstericiler bahşiş için tepelerinde bekliyorlar; tabi bu arada bu olaylar sizin önünüzdeki koltuklarda oluyorsa siz geçici bir süre için sahneyi göremiyorsunuz ve size yapılan saygısızlığa mı, sahnedeki onca değerli insana yapılan saygısızlığa mı, neye üzüleceğinizi aşırıyorsunuz; “bu kadar değersiz olmamalı” diyorsunuz. Tabi beni üzen sadece geç kalmalar olmadı; son sahne bitti, tüm kadro sahnede selam veriyor; izleyicilerin yarısı ayaklandı gitmek için; 3 saat inanılmaz bir performans gösteren o insanları 2 dakika alkışlamak bu kadar zor muydu acaba? Bu işi yapabilmek için güçlerini sadece gelen alkışlardan alan o insanlar için 2 dakika daha kalmak bu kadar mı zordu? Bilmiyorum, bilemiyorum ve cevap bulamıyorum…

17 Temmuz 2007 Salı

Tatil Dönüşü

Bir önceki postta tatil moduna girdiğimden söz etmiştim ya, artık çıktık tatil modundan, mecburen. Her şey öyle güzeldi ki ve ben öyle çok dinlenmişim ki, tatil bitti diye asmadım bile suratımı, hala gülümsüyorum mutlu mutlu. Ayvalık’ımın tadını çıkardım yine, doya doya. Kumsalda oturmak bir şemsiye gölgesinde, bazen hafif bir müziğin eşliğinde kitabımı okumak, bazense sadece dalga sesine odaklanarak uçsuz bucaksız denizi seyretmek, karşıda Midilli adası; sonra yüzmek doya doya, parmaklarım buruşana kadar, bazen çivi gibi olan suya bırakıvermek kendimi, bir iç ürpertisi ile birlikte serinliği yaşamak doya doya, sonra alışmak suyun soğukluğuna ve çıkmak istememek…

Sonra gezmek biraz Cunda’yı, biraz Ayvalık’ı, biraz Sarımsaklı’yı. Ayvalık’ta Deniziçi Cafe’de oturmak, sanki denizin üstünde oturur gibi, Ayvalık tostu ile kahvaltı yapmak, ekmek ufalamak balıklara; sonra dolaşmak ara sokaklarda, eski binaların, Arnavut kaldırımlarının arasında ve alışveriş yapmak; peyniri, loru, zeytinyağını, lor tatlısını stoklamak eve. Sonra balıkhaneye uğramak, tazecik balıkları seyretmek, seyretmek yetmezse akşam yemeği için balık almak. Cunda'ya uğramak, Taş Kahve'de çay içmek; adanın tepesine çıkmak ve izlemek yeşille mavinin aşkını. Dönüşte Boşnak böreği almak, bol lorlu ve denizden çıkınca çayı demlemek, bir yanda Kaz Dağları bir yanda deniz ve hafif bir esinti eşliğinde afiyetle Boşnak böreği ve çay keyfi yapmak balkonda. Sonra Şeytan Sofrasında batırmak güneşi, geçen seneki yangını hatırlamak ve silmek gözümde biriken iki damla yaşı...

Ayvalık Şehir Kulübünde, sanki denizin üstünde oturur gibi oturmak; mis gibi mezeler yemek, kalamar tava, midye tava, deniz börülcesi, ahtapot, kabak çiçeği dolması; sonra kocaman bir Adabeyi Buğulaması, patatesli, havuçlu, kaşıklamak buğulamanın mis gibi suyunu; o da yetmezmiş gibi üstüne bir de fırınlanmış tahin helvası yemek, her çataldan sonra “hmmmm, muhteşem olmuş” diyerek :)))); çılgınlar gibi yerken unutmak fotoğraf falan çekmeyi… Ve kitap okumak. Latife Hanım’ı okurken utanmak, kadınların seçme-seçilme hakkını ne kadar zor kazandıklarını düşünmek tekrar ve bunun kıymetini bilemeyenler olduğu için, sırf tatilini bölmemek için oy kullanmamayı düşünenler –özellikle de kadınlar- olduğu için üzülmek, çok üzülmek…

6 Temmuz 2007 Cuma

Tatil Tatil Tatil

Efendim bugün 18:30 itibarı ile tatil moduna girmiş bulunmaktayım. Bir aksilik olmazsa 10 gün kadar bu modda kalmayı düşünüyorum. Dönünce görüşmek üzere :))))

3 Temmuz 2007 Salı

Benim Yeni, Güzel Oyuncaklarım

Artık benim de bir sürü mutfak oyuncağım var :))) Bugün işten erken çıkmayı fırsat bilip sevgili öğretmenime, Bake Shop’a gittim. Gitmesine gittim de çıkasım gelmedi bir türlü, utanmasam biraz daha oturup Burcu’yla birlikte kapatacaktık :)) Bir de meraklılığım üzerimdeydi ki anlatılmaz. Hani küçük çocukların bir “bu ne?” dönemleri vardır ya, anne babalarının nasıl sabırla atlattıklarını hala anlayamadığım “bu ne?” dönemleri; sokakta taş görseler sorarlar: “anneeeeeeeee, bu neeeeeeeee?”, “babaaaaa bu neeee?”, “bu ne babaaaaa?” falan şeklinde. Ben de bugün aynen böyleydim: “Burcuuu bu ne?”, “bu ne işe yarıyor Burcuuuuuuu?”, “Burcu bu nasıl kullanılıyor?”, “Burcu satın aldığım jelatinle glikoz ne kadar dayanır?”, “peki evde yaptığım şeker hamuru ne kadar dayanır Burcuuuu?” vs vs… Sevgili Burcu sağolsun, sabırla cevapladı bütün sorularımı :)) Ama ben de bir sürü şey öğrendim. Sonra kendime bir dolu oyuncak aldım. Yaprak kalıpları, çiçek kalıpları, silikon tart kalıbı, kurabiye kalıpları veeee papatya kalıbı :)) Ama papatya kalıbı çok orijinal, kullanmayı becerebilirsem, gerçek papatya gibi olacak papatyalarım :) Yeni oyuncak almış çocuklar gibi mutluyum bugün, utanmasam kalıplarımla yatacağım. Şimdi bunca malzemeyi gören duyan da son hız pasta denemelerine başlayacağımı sanır. Eee kısmet, yaparız bir gün; ne demiş atalarımız “bir nal bulduk, işimiz kaldı üç nalla bir at bulmaya” :)))