30 Mart 2008 Pazar

Sürpriz Doğum Günü ve "Hoşgeldin Sencer Partisi"nden Rol Çalma

29 Mart 2008, Sencer’e hoşgeldin demeye gidiyoruz… Çoklukla hafta sonları çalıştığım için buluşmaların da büyük çoğunluğunu kaçırıyorum. Hoşgelesin Can Partisini, Münevver Ablanın misafiri olma şansını ve en son Hoşgelesin Sencer Partisini kaçırdığım gibi… Ama bu sefer azimliydim, kaçırmayacaktım. Bin bir çeşit atraksiyon yaratarak kaçırmamayı başardım da. Sanki kendi sürprizime koşar gibi…

Mutluydum, birlikte olmaktan müthiş keyif aldığım dünya tatlısı kadınlarla birlikte bir gün geçireceğim için; organize hatunlar oldukları gerçeğinden habersiz… Veeee buluştuk, sarıldık, öpüştük, koklaştık, yavruları sevdik bol bol; hobisi baking olan bunca hatunun buluşmasında en beklenen şeyi yaptık: birbirinden nefis tatlı ve tuzluları lüplettik. Tuzlular bitip tatlılara geçildiğinde, masada birtakım atraksiyonlar baş gösterdi; sevgili iç sesim bunları, tatlılar için temiz tabak, servis vs bulma telaşesi olarak yorumladı… Sonra ışıklar söndü, iç sesim bu olayı yanımdan kalkmış olan Ayşem’in yanlışlıkla elektrik düğmesine çarpmış olabileceği şeklinde yorumladı (Neden Ayşem de başka birisi değil? Açıkçası onu ben de bilmiyorum :))) “İyi ki doğdun…” diye başlayan o melodiyi duyduğum ilk saniyelerde -çok özür dilerim ama- salak iç sesim, melodinin sonunun “Senceeeeeeeer” şeklinde devam edeceğini düşünürken “Gülriiiiiiiz” diye devam ettiğini duyunca şaşaladı ve kendisinden beklendiği üzere kilitlenip kaldı. Evet, bu masanın etrafındaki 12 tatlı kadın, “iyi ki doğdun Gülriz” diyorlardı, iç ses zaten dağıldı, dış ses de çıkmıyor; ne söylenir, ne söylenebilir bilinmiyor; çıkmak için inat eden tek şey gözlerde biriken yaşlar… Karşıma gelen pasta, üstadın ellerinden çıkmış, deniz temalı, üzerinde “efe”m var, hayal yelkenlim; etrafımda çok güzel insanlar, gözümde yaşlar var…

Evet, 25 Mart doğum günümdü benim, 20’li yaşların bittiği, 30’lara adım atıldığı doğum günümdü. Yazamadım burada, utandım nedense, Pınarımın o güzel kutlama yazısına bile sadece yorum yazarak teşekkür edebildim ama bu güzel sürprizi yazmadan geçemedim, ne diyeyim ki sizlere…

Ayşemciğim, çok teşekkür ederim. Arabandan eşyalarını almaya çalışırken, bana arabanın anahtarını vermemek için sarf ettiğin çabayı şimdi şimdi anlamlandırabiliyorum… Teşekkür ederim can dostum, hem varlığın için hem de hayallerimdeki pasta için; yelkenlim şimdi kitaplığımı süslüyor, bir gün hayalimdeki “efe”ye sahip olursam, onu süslemek için bekliyor.

Dilekciğim, seni tanımak çok güzeldi. Yavrularla kurduğun o harika iletişimle hatırlayacağım seni, muhtemelen sen de şaşkın surat ifademle hatırlarsın beni :)))))) Çok teşekkür ederim.

Esracığım, iyi ki vardın, onca işin gücün arasında iyi ki kaçıp gelmişsin; çok teşekkür ederim.

Fadimeciğim, daha ikinci görüşmemizde iyiden iyiye işledin kalbime, hayatıma… İyi ki tanıdım seni, çok teşekkür ederim.

Mügeciğim, çok teşekkür ederim canım. Beni pastayla aynı arabaya koymamak için sarf ettiğin çabaya da ayrıca teşekkür ederim :))) Herşeyden bihaber, saf saf “hani benim yelkenli pastam?” diyip, yüreğini ağzına getirdiğim için özür dilerim :((( Bilemezdim ama, ne yapayım.

Mügeciğim, çok teşekkür ederim; varlığın ve yol boyunca düşük çeneme katlandığın için. Yalnız benim anlamadığım bir şey var, hani sen salata yapacaktın?????????

Münevver ablacığım, sarılıp öperken bir şey söylediniz, “bu da bizim sana sürprizim” dediniz en yumuşak sesinizle, hala kulaklarımda çınlıyor o ses… Teşekkür ederim, çok çok…

Neslihancığım, şaşkın şaşkın bakakaldığımda, tüm sevecenliğinle yanımda duruşun kaldı o günden bende… Çok teşekkür ederim canım

Pınarcığım, çok teşekkür ederim canım; hem varlığın için, hem de teşekkür bile etmeye utandığım o güzel satırların için. Benim için yazılmış en güzel satırlardı onlar, emin ol…

Selenciğim, o gün sayfaya yazmayıp seni kıvrandırttığım için çok özür dilerim canım :)))))))) Çok teşekkür ederim varlığın ve güzel hislerin için

Suzancığım, çok teşekkür ederim canım. Mert’ten tekrar özür diliyorum, yelkenimi onunla paylaşmadığım için; ama bir gün gerçek bir yelkenlim olursa Mert’e bir gezinti sözüm olsun…

Yaseminciğim, çok teşekkür ederim; varlığın ve güzel evsahipliğin için… Tekrar tebrik ediyorum anneliğini; hep güzel, çok güzel günler diliyorum Sencer Paşa ile birlikte.

Yavrular, size de çok teşekkür ederim; kiminizi uzaktan, kucağıma almaya korka korka, kiminizi de kucaklaya kucaklaya sevmeme izin verdiğiniz için… İyi ki varsınız

SENCEEEEEEEEEER, HOŞGELDİN BE OĞLUŞ, İYİ Kİ GELDİN; BİLİYORUM BU SENİN PARTİNDİ, PARTİNDEN ROL ÇALDIM EPEYCE AMA AFFET BENİ YAKIŞIKLIM.

İşte günün anısı fotoğraflarımız; bu sefer annelerinden izin almayı unuttuğum için, yavruların fotoğraflarını koymuyorum.

Enfes masamız

Tuzlular geçidimiz: Münevver Ablanın pırasalı kişi, Pınarın dilim poğaçası, Selenin otlu keki

Salatalarımız: Evsahibimizin patates salatası, Mügenin kısırı, Suzinin buğday salatası

Tatlılarımız: Mügenin Hoşgeldin Sencer Pastası, benim pasta yamağı keklerim ve Fadimenin tahinli kurabiyeleri

Henüz herşeyden bihaber, poz veriyorum Pınarın objektifine

Pastayla ilk şaşkınlığı atlatıp önce müsamere çocukları gibi, saygı duruşuna geçiyorum pastamın karşısında, sonra mumu üflüyorum bir çırpıda

Galiba ağlıyorum bu güzel sürpriz karşısında

En son pastanın üzerinden yelkenliyi çalıyorum, hiç çaktırmadan

Kızlaaaaar, bu ördeği sizin için ekliyorum; özlemişsinizdir belki :)))))

Hazır teşekkür etmeye başlamışken, bir teşekkürüm daha var; çooook uzaklardaki zuzum ile çok sevdiğine. Doğum günümde taaaa oralardan gönderdikleri o güzel çiçekle, “yeni yaşının, tüm yapmak istediklerini her attığın adımda yollarına sermesi dileğiyle…” dedikleri notlarıyla yine beni şaşkın ama mutlu bir insan yapan Güneşim ve birtanesi Batuhancığım, teşekkür etmek yetmiyor ki artık…

Hayatımdaki tüm dostlar! İyi ki varsınız, iyi ki hayatımdasınız. Sizler tarafından sevildiğimi görünce, “işte” diyorum “hayat, bu yüzden çok güzel”… Hepinize çok teşekkür ederim, hayatımda olduğunuz ve bana anlam kattığınız için.

24 Mart 2008 Pazartesi

Bizim Evin Truff'ları

Sayfamı açtığımda Can'ın o güzel yüzünün beni karşılamasından öyle mutluydum ki, arz-ı endam eylemek isteyen truff'larımı bekletmek için elimden geleni yaptım. En sonunda Can Ağa'nın fotoğrafını msn'de tutup, bizim evin truff'larını podyuma çıkarmaya karar verdim.

Külahtaki truff'larını benimle paylaşmayan Kunter'e inat; 200 ml kremayı ocakta ısıttım, ısındıktan sonra içine ince ince kıydığım 150 gr bitter çikolata ile 75 gr sütlü çikolatayı katıp hızlı hızlı karıştırdım, en son 200 gr'lık bir paket brownie'yi de içine ufalayıp bir gece buzdolabında beklettim. Buzdolabında sertleştikten sonra küçük küçük toplar yapıp, kakao, hindistan cevizi, file fındık, evde ne varsa buladım; sonra da bulana bulana yedik.

14 Mart 2008 Cuma

Pınarın Klubesinde Can'lı Bir Gün

Uzun zamandır planlıyordum Pınar'ı ve Can'ı görmeyi ama hep araya birşeyler girdi: yeterlilik telaşı, iş yoğunluğu, annemin kolu, babamın ameliyatı... En sonunda Çarşamba günkü toplantım iptal olunca fırsat bu fırsattır dedim ve soluğu Pınar'ın klubesinde aldım.

Önce uzun zamandır hayalini kurduğum birşeyi yaptım: karşıya vapurla geçtim. Dışarıda oturup, serin ve bulutlu havaya rağmen sıcacık kahvemi yudumlamanın, iyot kokusunu içime çekmenin ve martılara simit atmanın huzurunu yaşadım. Şarkılar söyleyerek yolculuğuma eşlik eden martıların birkaç poz fotoğrafını çekmek istedim, günün anısı olsun diye... Ben martıların fotoğrafını çekmeye çalışırken, yanımda bir amcayı fark ettim; baktım elinde devasa bir fotoğraf makinesi... Çekiyor da çekiyor martıların fotoğrafını, fotoğraf stüdyosu gibi; bir ara korktum "amca tripod falan da kuracak" diye. Tabi ben o makineyi görünce kendi makinemi çantamın en derin köşelerine doğru gönderip kahvemi yudumlamaya devam ettim :))) O yüzden martılardan geriye kalan tek fotoğraf bu

Pınar klubesinde, her zamanki güleryüzü ve sevecenliği ile karşıladı beni. Sohbetin tadını çıkardık doya doya, tabi Can'ı sevmekten fırsat buldukça. Ben henüz bir insanın hem bebek bakıp hem de nasıl mutfakla ilgilenebildiğini anlayamasam da, Pınar'ın yaptığı birbirinden nefis mamaları çay ve eşsiz lezzetteki bir sohbet eşliğinde lüpletiverdik.

Can'ı doya doya sevdim o gün; kucağımdan indirmedim desem yeridir. Bu arada Can beni öperken paparazzi annesi Pınar'a da fena yakalandık :)))

Biraz da kucak keyfi yaptık Can'la

Biraz da "uçtu, uçtu, Can uçtu" yaptık. Her ne kadar bu fotoğraf biraz flu çıksa da, Can'ın suratındaki ifadeye bayıldım ben.

Tüm bunların yanına kâr, bir de çok güleryüzlü ve tatlı sohbetli bir anne tanıdım: Emel. Emel de tatlı kızının uykusuz bıraktığı bir gece, ani bir kararla katılmış blog dünyasına; ne de iyi etmiş.

Pınar'ım, Can'ım, güzel evsahipliğiniz için çok teşekkür ederim; Emel ve Azra, sizi tanımak çok keyifliydi. Ben derim ki: "tekrarını yapalım, tez zamanda"

11 Mart 2008 Salı

Çooook Gecikmiş Ebe Sobeler

Bunca zamandır koşuşturmacaların arasında ihmal ettiğim 2 sobem vardı ama bir türlü cevaplayamadım. Burçinciğimden ve Burcucuğumdan çok özür dileyerek gecikmiş ebelemecelerimi yanıtlıyorum. Öncelikle bloguna hayran olduğum (ama öyle böyle değil, cidden hayranım; hele o en son posttaki çikolata çanağındaki dondurma kendimden geçirdi beni) Burçinciğimin olsam olsam sobesi
  • Yiyecek olsam: Dondurmaaaaaaaaa (hem de çikolatadan kase içinde, Burçiiiiin neler soktun sen benim aklıma)
  • Müzik aleti olsam: Flüt kesinlikle (hatta onu çalan Suzanne Teng olmayı da çok isterdim ama ben mızıka bile çalamam :((((
  • Mevsim olsam: Tabii ki yaz, tek geçerim deniz mevsimini
  • Kıyafet olsam: Biraz iddialı olacak ama kırmızı elbise
  • Ayakkabı olsam: Ayakkabımız da kırmızı elbisemize uygun olsun değil mi? Siyah topuklu şık bir çizme

Gelelim ikinci sobemize, Burcucuğum yapmayı ertelediğim kolay şeyleri sormuş bana. Bir bakalım:

  • Blogumundaki postları kategorize etmek (Burcuuuu, kızma ama; cidden yapacağım)
  • Vesikalık fotoğraf çektirmek (Nefret ederim vesikalık fotoğraf çektirmekten. Bir keresinde 2 saat içerisinde 36 adet vesikalığa ihtiyacım olmuştu. Fotoğrafçı, polaroid için bir seferde sadece 4 tane çekebilirim dediği için 9 kez poz verdim; ilk pozdan son poza doğru fotoğraflarımı sıraladığımda 10 dak içinde tersine evrim geçirdiğime inandım; zira son 4'lü maymun yavrusuna benziyordu. Sanırım o günden sonra vesikalık fotoğraf işi fobik bir durum yarattı bende; ama çok da ihtiyaç duyulan bir fotoğraf türü kendileri, korkularımı yenip bir 24'lü çektirmeye ihtiyacım var.)
  • Kontrol için diş doktoruna gitmek (Korkudan falan değil erteleme, kontrole gideceğim diye ihmal ediyorum; bir dişim ağrısa nasıl da koşa koşa giderim. Ah ben ah...)
  • Sinemaya gitmek (Özellikle "Kolera Günlerinde Aşk"ı görmey çok istiyorum)

Ertelediğim başka bir sürü şey daha vardır kesinlikle ama bunlar ilk etapta aklıma gelenler.

Sobelerimi cevaplamakta öyle geç kaldım ki bu yüzden ben kimseyi sobelemiyorum.

1 Mart 2008 Cumartesi

Bulutların Arasından Doğan Güneşe Selam Olsun

Dönemiyorum bir türlü buralara. İş durumları, yeterlilik telaşesi, annemin kolunun alçısı derken şimdi de babacık korkuttu bizi. Salı sabahı, müthiş bir sancı ile hastaneye götürdük, bağırsak düğümlenmesi sebebiyle bir ameliyat geçirdi. Neyse ki dün akşam taburcu ettik; artık evimizdeyiz. Babacık ameliyatlı, anneciğin kolu hala alçıda; ben de florance nightingale modunda dolaşmaktayım evde... Umarım bu artık son olur diyorum ve bulutların arasından göz kırpan güzel güneşe selam olsun diyorum.