Blog Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blog Oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2008 Cuma

Kitaplarım

Kitap konusunda her zaman pisboğazlığım tutar benim. Kitapçıya girdiğimde hangi kitabı alacağımı şaşırırım, hepsini birden almak isterim hatta :))) Hepsini birden okumak isterim ama yetişemem hepsine...

Sevgili Ferah, beni kitaplar konusunda sobelediğinde yazmakta zorluk çektim. Okuyacağım ve okumakta olduğum kitaplar konusunda problem yoktu da okuduğum kitaplar konusundaydı en büyük sıkıntım. Seçim yapamadım aralarından bir türlü, hiçbirine haksızlık etmek istemedim. O yüzden en son okuduğum kitaptan bahsedeyim dedim. Zülfü Livaneli'nin "Sevdalım Hayat"ı, Remzi Kitabevinden. Benim için bir kitabın güzelliği, tekrar okumayı isteyip istemediğimle ölçülür. Bu kitabın son sayfasına geldiğimde, "kesinlikle bir daha okumalıyım" dedim hiç düşünmeden. Kalemine sağlık Livaneli'nin.

Okumakta olduğum kitaplardan ikisi şiir kitabı. Biri "Denizin Balladı" ve "Denizin Delisi" gibi şahane şiirlerin şairi Özdemir Asaf'ın "Yalnızlık Paylaşılmaz" isimli şiir kitabı, Epsilon Yayınlarından. Her dizesi muhteşem, tekrar tekrar dönüp dönüp okunası dizeler... İkincisi ise efsanevi "Annabel Lee"nin şairi Edgar Allan Poe'nun "Bütün şiirleri". İthaki Yayınlarından çıkan kitapta şiirlerin hem İngilizcesi, hem Türkçesi var. Okumakta olduğum diğer kitap ise, kaçıncı kez okuduğumu bilmediğim, Stephen R. Covey'in Varlık Yayınlarından çıkan "Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı" isimli kitabı. Kişisel gelişim kitaplarının hep birbirini tekrar ettiğini düşündüğüm için, çok fazla kişisel gelişim kitabı okuma alışkanlığım yoktur; ancak Stephen Covey'in ve Üstün Dökmen'in yeri her zaman bambaşkadır.

Gelelim okumayı planladıklarıma. İlk olarak Edgar Allan Poe'nun "Bütün Hikayeleri"ni okumayı planlıyorum. Ansiklopedi kalınlığındaki bu kitap, yine İthaki Yayınlarından. İkinci sırada Ayşe Kulin'in Everest Yayınlarından çıkan "Veda"sı var. Sonra "Malina" adlı romanı ile hayranı olduğum Ingeborg Bachmann'ın Yapı Kredi Yayınlarından çıkan bütün öykülerinin toplandığı "Otuzuncu Yaş" isimli kitabı var. Emily Bronte'nin "Uğultulu Tepeler" isimli romanı ve Halil Cibran'ın "Ermiş"i yine okumayı planladıklarımın arasında.

Bu ebelemece sobelemecede ben de birilerini sobeleyeyim dedim ve kitapların kokusuna aşık olduklarını düşündüğüm iki arkadaşımı sobeliyorum: Burcucuğum, kitaplarını Kunter'in elinden kurtarabilirsen ve Zerrinciğim, İtalya seyahatinin ardından yazacak gücü kendinde bulabilirsen ebesiniz.

13 Nisan 2008 Pazar

Alfabe ve Ben

Hani bizim alfabe var ya, 29 harfi olan... İşte Fadimeciğim bu 29 harfin bana ne anlam ifade ettiğini sormuş sobesinde; ilk aklıma gelenleri yazdım ben de. Ama itiraf etmeliyim ki Ğ'de çok zorlandım :))))

  • A: Anne&Anneanne
  • B: Baba
  • C: Cunda adası
  • Ç: Çocuk
  • D: Deniz, deniz, deniz
  • E: Efe -hayal yelkenlim-
  • F: Foça -son günlerimi geçirmeyi hayal ettiğim sahil kasabası-
  • G: Güneş (nam-ı diğer Zuzu) -kardeşim kadar sevdiğim can dostum-
  • Ğ: Çarkıfelek -Mehmet Ali'nin Çarkıfelek'i ilk sunduğu zamanlarda, kim Ğ dese adam gülmekten katılırdı; ben de gıcık olurdum-
  • H: Huzur
  • I: Işık
  • İ: İstanbul
  • J: Jelibon :))))
  • K: Kardeş
  • L: La vita e bella (hayat güzeldir) - yıllar önce izlediğim ama hala üstüne tanımam dediğim, ağlamaktan içimin çıktığı film-
  • M: Mutluluk
  • N: Neşe
  • O: Ortaköy -liseyi okuduğum sıcacık, sevimli semt-
  • Ö: Öncelik
  • P: Papatya
  • R: Roma -yılbaşında gitmeyi planlayıp gidemedim de, içimde uhde kaldı-
  • S: Sevgi
  • Ş: Şans
  • T: Tez :((((( -bir an önce yazılması lazım-
  • U: Uçuk :((( -şu anda dudağımda 3 tane var-
  • Ü: Ücret yönetimi -tez konum-
  • V: Vefa
  • Y: Yelken, yelken, yelken
  • Z: Zülfü Livaneli

11 Mart 2008 Salı

Çooook Gecikmiş Ebe Sobeler

Bunca zamandır koşuşturmacaların arasında ihmal ettiğim 2 sobem vardı ama bir türlü cevaplayamadım. Burçinciğimden ve Burcucuğumdan çok özür dileyerek gecikmiş ebelemecelerimi yanıtlıyorum. Öncelikle bloguna hayran olduğum (ama öyle böyle değil, cidden hayranım; hele o en son posttaki çikolata çanağındaki dondurma kendimden geçirdi beni) Burçinciğimin olsam olsam sobesi
  • Yiyecek olsam: Dondurmaaaaaaaaa (hem de çikolatadan kase içinde, Burçiiiiin neler soktun sen benim aklıma)
  • Müzik aleti olsam: Flüt kesinlikle (hatta onu çalan Suzanne Teng olmayı da çok isterdim ama ben mızıka bile çalamam :((((
  • Mevsim olsam: Tabii ki yaz, tek geçerim deniz mevsimini
  • Kıyafet olsam: Biraz iddialı olacak ama kırmızı elbise
  • Ayakkabı olsam: Ayakkabımız da kırmızı elbisemize uygun olsun değil mi? Siyah topuklu şık bir çizme

Gelelim ikinci sobemize, Burcucuğum yapmayı ertelediğim kolay şeyleri sormuş bana. Bir bakalım:

  • Blogumundaki postları kategorize etmek (Burcuuuu, kızma ama; cidden yapacağım)
  • Vesikalık fotoğraf çektirmek (Nefret ederim vesikalık fotoğraf çektirmekten. Bir keresinde 2 saat içerisinde 36 adet vesikalığa ihtiyacım olmuştu. Fotoğrafçı, polaroid için bir seferde sadece 4 tane çekebilirim dediği için 9 kez poz verdim; ilk pozdan son poza doğru fotoğraflarımı sıraladığımda 10 dak içinde tersine evrim geçirdiğime inandım; zira son 4'lü maymun yavrusuna benziyordu. Sanırım o günden sonra vesikalık fotoğraf işi fobik bir durum yarattı bende; ama çok da ihtiyaç duyulan bir fotoğraf türü kendileri, korkularımı yenip bir 24'lü çektirmeye ihtiyacım var.)
  • Kontrol için diş doktoruna gitmek (Korkudan falan değil erteleme, kontrole gideceğim diye ihmal ediyorum; bir dişim ağrısa nasıl da koşa koşa giderim. Ah ben ah...)
  • Sinemaya gitmek (Özellikle "Kolera Günlerinde Aşk"ı görmey çok istiyorum)

Ertelediğim başka bir sürü şey daha vardır kesinlikle ama bunlar ilk etapta aklıma gelenler.

Sobelerimi cevaplamakta öyle geç kaldım ki bu yüzden ben kimseyi sobelemiyorum.

29 Aralık 2007 Cumartesi

Sobeye Ebe: Hakkımdaki Yedi Gerçek

Sevgili Müge sobelemiş beni, hakkımdaki 7 gerçek hakkında. Kendi hakkımda bildiğim, bilebildiğim 7 gerçek:

  • Sınav fobisine sahip bir insanım. Ama öyle böyle değil, sınav denilince elim ayağım birbirine dolaşır. Gereksiz olduğunu bildiğim halde yine de aşırı panik yaparım… Hayır, bazen kendime, haddimi bilmezliğime de kızıyorum: Madem sınav fobim var; hadi üniversiteyi bitirdik de benim işim ne doktorayla falan… (Malum, bu aralar yeterlilik telaşesi var ya; o yüzden bu konunun bu kadar önem kazanması :)))) Hatta yeterliliğe, öğrencilik hayatımın sondan bir önceki sınavı olarak bakıyorum. He he)
  • Gülriz, yeter artık deniz de deniz diyeceksiniz ama ben denize aşığım; denizsiz bir şehirde yaşamaktan korkarım hep, canım sıkıldığında başımı alıp yanına gidecek kadar yakın yaşamak isterim denize; sırf denize yakın olmak için vapura bindiğimi bilirim; kendimi birkaç saatliğine de olsa mavi sulara bırakabilmek için her türlü yorgunluğu göze alabilirim vs vs (Bir anı: Okuduğum lise Ortaköy’de, Boğaz’ın dibindeydi; ne güzel her gün denizle iç içeydim… O yıllarda Deniz isminde bir arkadaşım vardı; ben “denize aşığım” dediğim bir gün “ben de sana aşığım” demişliği, benim de hönk diye kalmışlığım vardır :))))))
  • Deniz yoksa yeşille iç içe olayım isterim. Yeşil çimenlerin üzerindeki bir hamakta kulağımda müzik, elimde bir kitap eşliğinde sabahtan akşama kadar yatabilirim; yeni kesilen çimenlerin kokusunu çok severim; üzerine kar yağmış ağaçlara bayılırım.
  • Çocukluğumdan beri türlü türlü lakaplarım olmuştur: Civciv, kedi, sincap, yavru ördek… Dikkat ederseniz, hepsi birer hayvan :)) Merakla beklemekteyim, bir gün beni insan evladına benzetecek birileri olacak mı diye…
  • Saçlarımı boyatmaktan çok korkuyorum; sanki saçlarımı boyatırsam ertesi sabah kel kalkacakmışım gibi çok korkuyorum… Eğer korkumu yenebilseydim, saçlarımı kızıla boyatmayı çok isterdim.
  • Yalnızlık, bazen sığınılacak muhteşem bir liman olsa da ben insanları çok severim, yalnızlıktan sıkılırım. Mümkünse sessizliğimde bile yanımda birileri olsun, ben onun yanında sessiz kalayım isterim; tek başına tatil nasıl yapılır, bilemem; yalnız yenilen yemekten hiç mi hiç keyif alamam; sinemaya bile yalnız gitmekten pek haz edemem… (Bir tezat: Kitap okurken ve çalışırken rahatsız edilirsem çok bozulurum)
  • Özellikle anneanneciğimi kaybettikten sonra, yaşlı insanları –özellikle yaşlı kadınları- daha da bir sever oldum; yeni tanışmış olsam bile kendimi dizlerinin dibine oturup ellerini tutmaktan alıkoyamıyorum; hepsinde bir parça anneannemi görüyorum.

Şimdi geldik ebeleme kısmına: Ben de vakitleri olursa Günebakan Hülyamı, Taze Annecik Pınarımı ve canım Selenimi sobeliyorum.

13 Eylül 2007 Perşembe

Neleri Severim?

Ben de sobelendim, Sevgili Burçin sobeledi beni; bu benim ilk sobem, umarım yanlış bir şey yapmam. Şimdi sevdiğim 3 şeyi sıralayacağım ama bunlar profilimde yazdıklarım olmayacak, malumunuz İstanbul, Foça ve yelken sevdası var içimizi yakan; bir de kitap, kahve ve mutfakta birşeyler yapmaya çalışmak... Sevdiğim 3 şey olacağına göre, sevdiğim insanlar da kapsam dışı, hem ne mutlu ki sevdiğim insanların sayısı üçü çooook aşıyor :) O zaman tüm bu koşullar altında sayıyorum:

  • Herşeyden önce denizi severim, hem de çok severim; dalga seslerini dinlemeyi, güneşin denizin üzerinden doğuşunu ve batışını seyretmeyi, teknenin kıçında oturup dalgaları yara yara yol alışını izlemeyi, vapurda martılara simit atmayı, kısacası içinden deniz geçen herşeyi severim.
  • Denizle çok bağlantılı ama yüzmeyi severim. Bıkmadan, usanmadan saatlerce yüzmeyi, hele hele kimsenin cesaret edemediği zamanlarda -soğuk havalarda, geceleri, deniz buz gibiyken vs- efelene efelene denize girmeyi severim.
  • Bunu kimseye söylemeyin ama duş alırken ayaklarımla çıpır çıpır sulara vurmayı çoooook severim.

Bu arada saydığım herşey galiba suyla ilgili. Acaba bende ördek cinsi mi var ki?

Ben kimi mi sobeliyorum? Eğer kabul ederlerse Münevver Ablayı, Hülyayı ve Mügeyi sobeliyorum. Hadi bakalım söyleyim, siz neyi seviyorsunuz?