31 Aralık 2007 Pazartesi

Yeni Yıl, Bir Anlaşma ve Bir Rüya

Dün gece oturdum, 2008’den neler beklediğimi listeledim. Hiç abartmadım, hepsi gayet olabilir, rahatlıkla yerine getirebileceği şeyler 2008’in. Mesela abartıp bir yelkenli istemedim, bir mini cooper da istemedim… Sonra dedim ki “bak 2008, işte bunlar benim senden istediklerim, şimdi delikanlı ol biraz, dikil karşıma ve sen benden neler istiyorsun, onu söyle” dedim; sustu maalesef. Bekleyip görmek tek çare sanırım…

Bu arada, 2008’le çok cebelleşmiş olmamdan mı yoksa bu aralar denizle ilgili çok konuşmamdan mı bilmiyorum ama dün gece rüyamda, 2008 bana Ankara’da yaşamayı getiriyordu; bir iş teklifi almışım Ankara’da bir firmadan, “yok, ben burada yaşayamam diyorum” içimden ama işi de kabul ediyorum. Nasıl yaşayacağım ben bu şehirde derken uyanıverdim kan ter içinde; bugün fırsatını bulup sahilde yürümek gerek bu rüyanın üzerine… KISSADAN HİSSE: Siz siz olun, 2008’e fazla efelenmeyin; daha gelmeden kabus olup rüyalarıma girdi benim!!!

Herkese mutlu ve güleç yıllar diliyorum. Her şey gönlünüzce, gönlümüzce olsun; hak ettiğimiz kadar güzel olsun; ne fazla, ne eksik…

29 Aralık 2007 Cumartesi

Sobeye Ebe: Hakkımdaki Yedi Gerçek

Sevgili Müge sobelemiş beni, hakkımdaki 7 gerçek hakkında. Kendi hakkımda bildiğim, bilebildiğim 7 gerçek:

  • Sınav fobisine sahip bir insanım. Ama öyle böyle değil, sınav denilince elim ayağım birbirine dolaşır. Gereksiz olduğunu bildiğim halde yine de aşırı panik yaparım… Hayır, bazen kendime, haddimi bilmezliğime de kızıyorum: Madem sınav fobim var; hadi üniversiteyi bitirdik de benim işim ne doktorayla falan… (Malum, bu aralar yeterlilik telaşesi var ya; o yüzden bu konunun bu kadar önem kazanması :)))) Hatta yeterliliğe, öğrencilik hayatımın sondan bir önceki sınavı olarak bakıyorum. He he)
  • Gülriz, yeter artık deniz de deniz diyeceksiniz ama ben denize aşığım; denizsiz bir şehirde yaşamaktan korkarım hep, canım sıkıldığında başımı alıp yanına gidecek kadar yakın yaşamak isterim denize; sırf denize yakın olmak için vapura bindiğimi bilirim; kendimi birkaç saatliğine de olsa mavi sulara bırakabilmek için her türlü yorgunluğu göze alabilirim vs vs (Bir anı: Okuduğum lise Ortaköy’de, Boğaz’ın dibindeydi; ne güzel her gün denizle iç içeydim… O yıllarda Deniz isminde bir arkadaşım vardı; ben “denize aşığım” dediğim bir gün “ben de sana aşığım” demişliği, benim de hönk diye kalmışlığım vardır :))))))
  • Deniz yoksa yeşille iç içe olayım isterim. Yeşil çimenlerin üzerindeki bir hamakta kulağımda müzik, elimde bir kitap eşliğinde sabahtan akşama kadar yatabilirim; yeni kesilen çimenlerin kokusunu çok severim; üzerine kar yağmış ağaçlara bayılırım.
  • Çocukluğumdan beri türlü türlü lakaplarım olmuştur: Civciv, kedi, sincap, yavru ördek… Dikkat ederseniz, hepsi birer hayvan :)) Merakla beklemekteyim, bir gün beni insan evladına benzetecek birileri olacak mı diye…
  • Saçlarımı boyatmaktan çok korkuyorum; sanki saçlarımı boyatırsam ertesi sabah kel kalkacakmışım gibi çok korkuyorum… Eğer korkumu yenebilseydim, saçlarımı kızıla boyatmayı çok isterdim.
  • Yalnızlık, bazen sığınılacak muhteşem bir liman olsa da ben insanları çok severim, yalnızlıktan sıkılırım. Mümkünse sessizliğimde bile yanımda birileri olsun, ben onun yanında sessiz kalayım isterim; tek başına tatil nasıl yapılır, bilemem; yalnız yenilen yemekten hiç mi hiç keyif alamam; sinemaya bile yalnız gitmekten pek haz edemem… (Bir tezat: Kitap okurken ve çalışırken rahatsız edilirsem çok bozulurum)
  • Özellikle anneanneciğimi kaybettikten sonra, yaşlı insanları –özellikle yaşlı kadınları- daha da bir sever oldum; yeni tanışmış olsam bile kendimi dizlerinin dibine oturup ellerini tutmaktan alıkoyamıyorum; hepsinde bir parça anneannemi görüyorum.

Şimdi geldik ebeleme kısmına: Ben de vakitleri olursa Günebakan Hülyamı, Taze Annecik Pınarımı ve canım Selenimi sobeliyorum.

25 Aralık 2007 Salı

Ennnnnnn Tatlı Hediyeler

Bu aralar bana birşeyler oldu, ciddi ciddi etkinliklere falan katılıyorum. Hadi hayırlısı...

Benim için en tatlı hediye kurabiye galiba... (Acaba pasta falan yapmayı beceremediğim için olabilir mi? Neyse canım, karıştırmayalım bu kısmı). Yumuşağını, kıtır kıtırını; süslüsünü, sadesini; kakaolusunu, tahinlisini, her türlüsünü yiyebilecek bir potansiyele sahibim. Biraz süslenip güzel bir tabağa dizildiklerinde ya da şöyle süslü bir kutuya konulduklarında güzel bir hediye de oluyorlar. O zaman yaşasın kurabiyeler!

Burçinciğim ne güzel düşünmüş, bu etkinliği Sevgili Esra'ya ithaf etmiş. Ben de etkinliğe Esra'nın bisküvi kıvamındaki kıtır kıtır kurabiyeleri ile katılmak istedim.

Malzemeler

  • ½ paket margarin (oda sıcaklığında)
  • ½ çay bardağı sıvıyağ
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 yumurta
  • 1 çay bardağı kakao
  • 1 paket vanilya
  • 1 çay kaşığı (tepeleme) kabartma tozu
  • Aldığı kadar un

Hazırlanması

  • Oda sıcaklığındaki margarini ve şekeri, krema haline gelene kadar mikserle çırptım. Sıvıyağı, yumurtayı, vanilyayı, kabartma tozunu ve kakaoyu ilave edip karıştırdım. Kulak memesi kıvamını tutturana kadar un ilave edip yoğurdum.
  • Yoğurduğum hamuru bir buzdolabı poşetine koyarak, buzdolabında 30 dak. kadar dinlendirdim.
  • Dinlenen hamuru merdane ile 1 cm kalınlığında açıp, kalıp yardımıyla keserek fırın tepsisine yerleştirdim ve önceden 150 dereceye ısıtılmış fırında 30 dak. pişirdim.
  • Kurabiyeler soğuduktan sonra, bir kısmını şeker hamuru ile kapladım, bir kısmının da arasına fındık ezmesi sürüp, üzerlerine şeker hamurundan süsler yapıştırdım.

Bunlar da klasik kurabiye tarifiyle yaptığım kardan adam ve kar tanesi şeklindeki yılbaşı kurabiyeleri. Azıcık şeker hamuru, jelatin, biraz kurdele ve şık bir kutu ile güzel bir hediyeye dönüştüler. Yalnız kardan adamlar ile kar taneleri arasındaki orantısal problem hemen göze çarpmakta :))

16 Aralık 2007 Pazar

Yeterlilik Turtası

Bakmayın siz benim "yeterlilik turtası" dediğime, Işıl ona "elmalı dilimler" diyor ama yaklaşan tarihten dolayı, bu aralar benim gözlerim herşeye yeterlilik yeterlilik bakıyor... Evet yeterlilik sınavı kapıda, bir aksilik olmazsa Ocak sonu ya da Şubat başı gibi olacak. Zaman yaklaştıkça beni bir telaş aldı; fırsat buldukça (gerçi sözünü ettiğim bu fırsat pek bulunamıyor ama neyse) ders çalışmaya çalışıyorum. Benim ders çalışmaya çalışan bünyem de, kahve istiyor, çay istiyor, eee bir de yanına tatlu tatlu birşeyler istiyor. Kurabiye el oyalıyor, pasta saatler alıyor, kekten de bıktım derken Işıl'ın Elmalı Dilimleri yetişti imdadıma... Çalışma esnasında tatlu krizlerine giren bünyeme yaranmak için şeker miktarının azıcık artırdım, içine fındık yerine ceviz kattım, başka da birşey yapmadım...

Malzemeler

Hamuru için:

  • 125 gr tereyağı (eritilmiş ve soğutulmuş)
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 2 yemek kaşığı toz şeker
  • 1/2 limonun suyu
  • 1 çay kaşığı tepeleme karbonat
  • un

Elmalı iç için:

  • 2 orta boy elma (rendelenmiş)
  • 3 yemek kaşığı toz şeker
  • tarçın
  • ceviz

Hazırlanması

  • Hamur malzemeleri kurabiye hamuru kıvamında olana kadar yoğrulur; yarısı tepsinin her yerine eşit olacak şekilde yayılır, diğer yarısı buzluğa kaldırılır.
  • Bir tavada rendelenmiş elmalar ile toz şeker, elmalar saldıkları suyu çekene kadar pişirilir. Tarçın ve ceviz ilave edilip, tepsideki hamurun üzerine yayılır.
  • Buzluktaki hamur, tepsideki elmalı karışımın üzerine rendelenerek; önceden 180 dereye ısıtılmış fırında kızarana kadar pişirilir.
  • Ders çalışmakta olan bünyeler için, içindeki şeker miktarı yetmiyormuş gibi, bir de üzerine pudra şekeri serpilip afiyetle yenilir.
  • 3 Aralık 2007 Pazartesi

    Deniz Özlemine

    Denizin Balladı

    Gözlerin en bakışında

    Bir en deniz,

    Ve denizin en gözünde

    Bir bakış, o sensin deniz...

    O bakışa ben baktım...

    Deniz bakışındaydı, baktım

    Bakışındaydı gözleri,

    Gözlerindeydi deniz.

    Özdemir Asaf

    Denizin Delisi

    Unutmak mı, delisin,

    Gitmesem de bekler orada deniz.

    Gelirsem bilmelisin

    Benim beklememdir burada deniz

    Gitmek gibi geleceğim

    Denizin delisine.

    Delinin denizi gibi,

    O ne kadar giderse

    Özdemir Asaf