Tabii İzmir'e kadar gidince, Şirince ziyaretini ve o enfes vişne şaraplarından almayı da ihmal etmedim.
Gezmekten, çalışmaktan mutfağa girmeye pek fırsat bulamadım maalesef. Çilek sepetine benzetmeye çalıştığım bir pasta, şu an hangisi olduğunu hatırlayamadığım bir blogda gördüğüm patates mantarlar, kuzenimin isteği üzerine yapılmış kurabiyeler (ki abajur şeklinde olanlar misscilekten alınmadır) ve papatyalı kurabiyeler yaptığım yegane şeyler neredeyse...
Ve fırsat buldukça okuduğum kitaplar:
En önemlisi tüm derslerimi verdim, artık yeterliliğe girmeye hazır bir öğrenciyim :))) ve yazmaya bir daha bu kadar ara vermeyeceğime dair verilmiş kocaman bir sözle döndüm bloguma...
15 Mayıs 2007 Salı
Kaçak Geri Döndü
Çok sevmiştim aslında bu blog işini ama bir ara verdim, pir ara verdim. Bu zaman zarfında Ankara-İstanbul arasında mekik dokuyup durdum iş için ve Yahya Kemal'i daha iyi anladım. Gerçekten Ankara'nın benim için en güzel yanı İstanbul'a dönüşü. Sanırım benim Ankara'da bu kadar boğulmamım sebebi, denizinin olmaması. O engin suları görmeden yaşamak çok zor benim için...
Çok çalıştım ama gezmeyi de ihmal etmedim tabii ki, güzel bir İzmir seyahati de sıkıştırdım araya. İzmir'e gidip de Foça'ya, dünyadaki cennetime uğramamak olmaz değil mi? Nasıl güzel bir yerdir Foça, son günlerimi geçirmek istediğim hayal sahil kasabası. Her gittiğimde, oraya gidip yerleşmek için içimde şiddetli bir istek duyuyorum. Foça'da bir karataş efsanesi anlattılar bana, bir kara taş varmış nerede olduğu bilinmeyen, her kim o kara taşa basarsa içinde tekrar Foça'ya gitmek ve oraya yerleşmek için şiddetli bir istek duyarmış. Ben bastım galiba bu kara taşa :)) İşte o güzelim Foça'nın o güzelim fotoğrafları
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder