23 Nisan Cuma dediler, tatil dediler. Biz de yanına Cumartesi ile Pazarı verdik, vurduk kendimizi yollara. Uykusuz, yorgun ve bitkin bir Perşembe gecesi çıkıyoruz yola, Taksim’den alıyor otobüsümüz bizi; otobüs koltuğu görünce dayanamayan ben, Boğaz Köprüsünden geçtiğimizi hayal mayal hatırlıyorum ve sabaha kadar mışıl mışıl bir uyku çekiyorum kendime. Güneşli bir İç Anadolu sabahına günaydın diyorum, uykumu almış olmanın huzuruyla ve başlıyor üç günlük maraton.
Neler neler yapıyoruz bu üç günde, dur durak bilmeden, oturup dinlenmeden.
Bir yandan birbirine çok benzer, bir yandan da birbirinden bir o kadar farklı peribacalarının yarattığı o muhteşem tabloyu izliyoruz ve bol bol fotoğraflıyoruz:
Sonra yüzyıllar öncesinden kalan kiliseleri ve birbirinden güzel süslemelerini izliyoruz.
Yolumuzun üzerinde bize gülümseyen hoşlukları fark ediyoruz.
Şarap fabrikasını geziyoruz; o güzel şarapların nasıl yapıldığını öğreniyoruz ve bol bol tatlarına bakıyoruz.
Balonları izliyoruz, havalanırken
Yaşanmışlıkları olan ve hala yaşanmakta olan o taş yapıları geziyoruz.
Yeraltı şehirlerinde dolaşıyoruz.
Uçhisar Kalesine tırmanıyoruz.
Dalların arasından bize gülümseyen Erciyes Dağı ile bütün ihtişamı ile karşımıza dikiliveren Hasan Dağının güzelliği karşısında büyüleniyoruz.
Ihlara Vadisinde, Melendiz Çayının kenarında trekking yapıyoruz.
Dönüş yolunda Tuz Gölünün kenarında durup, fotoğraf molası veriyoruz.
Ve Pazar gecesi, yorgunluktan sızlayan bacaklarımızla, uykusuz gözlerimizle ama yaşadığımız güzel anları cebimize koymuş olmanın mutluluğuyla ulaşıyoruz evimize ve rahat yatağımıza…
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)





































3 yorum:
Cıstak cıstak ne de güzel gezmişiz tozmuşuz Bir Demet Papatya'cım Gülriz'cim :))
gülrizz harika bir gezi olmuş.. ohhh çok güzel değerlendirmişsin..
sevgiler
Harika resimler bunar..Gezmis kadar oldum yani..:) Bayilirim boyle yerleri gezmeye, cok ozendim...Neyse Masallah...
Sevgilerimle
Yorum Gönder