14 Nisan 2010 Çarşamba

Leylek Havada, Gülriz Tavada

Şuraya ne zaman düzenli yazı yazabileceğimi bilmiyorum ama böyle devam edersem ya çalışmaktan ya da gezmekten tükenip, son nefesimi vereceğim. Benim bünye, uzun çalışma saatlerini kendisine çekiyor be dünlük. 10 senedir çalışıyorum, daha 6’da çıkıp da evime gittiğim bir işim hiç olmadı. Hatta 2,5 sene üniversitede (devlet üniversitesidir kendisi) asistanlık yaptım, düpedüz devlet memuru oldum, hani bildiğiniz 657’ye tabi olanlardan ama şans bu ya, o dönemde bizim okulda ikinci öğretimler vardı, dersler 22:30’da biterdi. Ne kadar hoş, değil mi? Şimdilerdeyse ofisten ortalama çıkış saatim gece 10 ya da 11; sık sık hafta sonları da çalışıyorum. Bu arada hiçbirşeyden de geri kalmamak için yırtınıp duruyorum. Tiyatro çalışmalarını elimden geldiğince aksatmamaya çalışıyorum, ev-iş / iş-ev arasındaki yolda uykudan kafamın düşüp düşüp durmasına aldırmadan kitap okumaya çalışıyorum, serseri yeğenime vakit ayırmaya çalışıyorum, kendime vakit ayırmaya çalışıyorum. Bir de gezeceğim diye kendimi parçalıyorum. Yalnız bu Pazartesi, saatin çalmasını müteakiben, yanağımın alt kısmı yastıktan ayrılmış, üst kısmı henüz yastık ile bağlarını koparamamışken bir karar verdim: Bu haftasonu hiçbir yere gitmeyeceğim, evde miskinlik yapacağım, tembel tembel oturacağım. Olur mu dersiniz? Kimbilir…
Hafta sonu kareleri Abant ve Büyükada’dan; 23 Nisan’da Kapadokya, 19 Mayıs’ta Yedigöller, uygun bir zaman diliminde Melen’de Rafting de planlarımız arasında efendim. Bu arada unutmadan belirteyim, bu aralar mutfak ile ilişkimiz ara sıra pişirilen kurabiyelerden ibaret…

buyukada 1

buyukada 2

buyukada 3

buyukada 4

buyukada 5

buyukada 6

buyukada 7

buyukada 8

buyukada 9

buyukada 10

abant 1

abant 2

abant 3

abant 4

abant 5

yoruk cadiri 1

yoruk cadiri 2

yoruk cadiri 3

Hiç yorum yok: