21 Mart 2010 Pazar

İsyan Notları

Sevgili Dünlük,
Biliyorum bu aralar sana dünlük değil, önceki günlük, haftalık, aylık vs muamelesi yapıyorum ama kafam kaşınıyor, kaşıyacak zaman bulamıyorum be dünlük. Ne olacak bu hayat böyle, nereye kadar gideceğiz, hiç bilmiyorum. İsyanlardayım dünlük; koptum her güzel şeyden. Kendime vakit ayıramıyorum, dost sohbetlerine kaynaşamıyorum, uykum var uyuyamıyorum... İspanyolca çalışmayı özledim, mis gibi bahar havasında masmavi denize bakıp kahve yudumlamayı özledim, araya işe alımlar, ücretler, hedefler, organizasyon şemaları vs girmeden kendimle başbaşa kalmayı özledim.
Hayat böyle geçip gidiyor dünlük. Yaşlandıkça zaman daha da bi su gibi akıyor. Misal 1 sene önce bugün, şehr-i Seattle'daki kırmızı minderli evimdeki ilk günümdü. Aylar geçti, kırmızı minderli evden ayrılındı, geri gelindi, iş arandı, iş bulundu, işe başlandı... Oysa herşey niye dün gibi be dünlük? Ben kırmızı minderlerimi istiyorum, işten çıktığımda kulağımda Norah Jones, elimde bir fincan kahve ile yürümek istiyorum yeşillerin mavilerin arasında, bir beyaz yelken istiyorum maviliklerin ortasında, bir yandan yalnızlığımın tadını çıkarıp bir yandan da dost yüzlerle birlikte olmak istiyorum. Bak, çok şey değil istediklerim. İşi gücü bırakıp arkeoloji okuyayım, sonra da orası senin burasi benim, kazılarda gezeyim demiyorum; yelkenli ile dünya seyahatine çıkmaktan da bahsetmiyorum. Ama hak ver bana dünlük, çok şey istemiyorum...
İsyanlardayım ben dünlük, düpedüz isyanlardayım, bilesin!

Hiç yorum yok: